İnsan olmak çok zor diye diye bir yerlere yetişmeye çalışıyorlar. Bu cümleyi neredeyse her gün duyuyorum. İnsan olmak zor, tamam kabul ediyorum. Peki ne olmak kolay? Köpek olmak kolay mıdır mesela? Herkese kendi derdi dert.
Biri benden korkar çığlık atar diye ödüm kopuyor. Geçen gün Taci'yi görünce bir kızcağız bağırmaya başladı. Kız bağırınca yaşlı bir adam Taci'yi taşladı. Taci acı sesler çıkarırken, adam ‘Bu köpeklerin şehrin ortasında ne işi var ah ah’ diye söylenerek gitti. Şehrin ortası olmayan yer mi kaldı. Her yer şehrin ortası, dedim ama, nerde onda duyacak yürek.
Böyle tatsız olayla epey çoğaldı. Ne huzurla bir kenarda uyuyabiliyoruz ne de gönlümüzce güneşleniyoruz. Annem anlatırdı. Eskiden kış soğukları gelince toprağı eşeleyip içine otururlarmış. Kışın toprak sıcak olur bilirsiniz. Oh, hayali bile güzel. Bunca binanın, betonun arasında o kahverengi yumuşacık toprağın ancak hayalini kurarım.
Geçen gün bir genç ekmek arası köfte yiyordu. Belki ucundan azcık bana da verir diye yanına yaklaştım. Daha fazla yaklaşmayayım diye bana öyle ters baktı ki açlığımı unuttum. Tabi insanların hepsi böyle tahammülsüz değil. Merhametli çok insan var. Sabah bir kadının elinden müthiş bir ziyafet çektim. Öyle doydum ki toprak bulsaydım geri kalanını gömer akşam yerdim.
Bazen boynu tasmalı süslü köpekler görüyorum. İnsanlarla evin içinde yaşadıklarını söylüyorlar. Ona da ayrı şaşırdım. Eskiden edebimizden evlere girmezdik. Şimdi bizi zorla evin içine soktular.
Pembe fiyonklu, uzun saçlı bir köpeğe bir gün yaklaşıp halini hatırını sordum: Yiyeceğim hiç çaba sarf etmeden önüme geliyor. Ama ben arayıp bulmayı özlüyorum. Canımın istediği gibi dağ bayır, sokak sokak gezmek istiyorum. Bazen kendimi bir hücreye tıkılmış hissediyorum. Geçen gün kuma değil de pencere kenarına işedim diye epey azar işittim. inanır mısın özgürce dilediğim yere işemeyi özledim, dedi.Baktım, hali benden çok da farklı değil.
El alemin anası onu yaylalarda, ormanlarda doğurmuş. Benimki başkentin göbeğinde. Dağ, orman gördüğümüz mü var. Geçen gün meydanda ne kadar köpek varsa topladılar. Uyutacaklarmış köpekleri. Niye kendileri uyuyamıyor mu? Burnuma kötü kokular geldi. Sarı kulübenin arkasına saklandım. Gel de bu korkuyla yaşa.
Şu elinde poşetlerle yürüyen sakallı dedeyi anlatmasam olmaz. Gidip yanaşayım da belki bir lokma ekmek verir, dedim. Benim karnım doyar o da sadaka çıkarır belayı defeder, diye düşündüm. Beni görünce şeytan görmüş gibi oldu. Euzu besmele çekti belki kaybolurum diye. Çekil şuradan muzır hayvan, dedi. Doğrusu çok incindim. Her sakallıya güvenilmeyeceğini ondan öğrendim.
Annnem anlatırdı. O da annesinden duymuş. Köpekçi Hasan Baba diye bir zat varmış. Köpekleri korur, yedirir, içirir, merhamet edermiş. Hangi insana yanaşsam aradığım hep Köpekçi Hasan Baba. Ölmeden evvel onun gibi delikanlı bir babaya denk gelirsem kapısında köpek olurum.
Ne çok konuştum. Güneş de gitti. Kalkayım da az dolanayım.
Bahar Gök Barman
01.10.2024
