Konuşmanın takatsiz ve tesirsiz kaldığı anlarda, insan delirmesin diye yetişen nimettir gözyaşı. Tüm duygularım buhara dönüşene kadar ağlayasım var. Yalnızlığın grisinden geçip moruna boyanasım var. Sağa sola savurduğum kelimeleri ağlayarak toplayasım var.
Şöyle bir uzaklara gidesim var ruhumla; rüyalarımın hakkını veresim var. Tam nefsim şahlanacakken, en içerden ve en dışardan susasım var.
Ağlarken gülesim, gülerken ağlayasım var. Birkaç merdiven çıkıp manzarası güzel bir yerde oturasım; gece vakti görünmez ve duyulmaz olup, ağlaya ağlaya sokakları adımlayasım var.
Bir kitabın son sayfasında kıvrılasım, bir kalemin mürekkebine karışasım var. Akan sularda saçlarımı yunasım; içimde ansızın beliriveren çıngılara çişenti olasım var. Bir güvercin bedenine sıkışıp fecr kızıllığına doğru uçasım, yinelenip duran yirik duyguları o kızıllıkla yakasım var.
Gözyaşı denizimdeki adalara birkaç ağaç dikesim var.
İncittiğim harflerin önünde eğilip tek tek özür dileyesim, iddialı sözlerimi el dokuma tezgâhlarında ilme ilme işleyip halı motifine dönüştüresim var.
Bir köknar ağacı bulup “Nasıl da güzelsin; dört mevsim yeşil kalmanın sırrı nedir?” diye sorasım var. Issız yaylalara gizlenen guguk kuşundan evini birkaç günlüğüne kiralayasım var.
Sırtımda ne çok yara izi var; hepsi de “en” dediğim sevdiklerimden yadigâr. Tüm izlerin üzerini seccademle örtesim var.
“Ağlarım, anlatamam.” demiş şair; hem anlatıp hem ağlayasım var. Kelimelerin arasında dinlenip cümlelerden yastık doldurasım var.
Kusur görmeye meyleden nefsimin başını eğdirip aç bırakasım var.
“Üzme kendini.” dedi bir dost. Üzülmemek için aydınlığı doğuran şu tüneli emekleye emekleye aşasım var.
Sevilme arzuma abdest aldırıp huzurda kurban edesim var.
Çift başlı yılan gibi baş gösteren bunalımlı öfkeleri su döküp söndüresim var.
Çaresizliğime sarılıp, her mevsim açan o sarı çiçek olasım var.
Aczimi giyesim, hiç çıkarmayasım var.
Saksımdaki allı morlu telgraf çiçeği gibi boynumu huzurda bükesim, güneşin renkleriyle süslenesim var. Ağlarken uyuyakalasım, uyanınca gülümseyesim var.
Sağ elimi, annemin elleriymiş gibi saçımın aklarında gezdirip okşayasım; neye kırıldığını bile tarif edemediğim kalbimi avuçlarıma alıp “Yok mu arttıran?” diye haykırasım var. İncecik camdan kapılarım var; yok mu tuz buz etmek isteyen!
Yaşam gibi görünen savaşların içinde, ellerimi bırakmayan dost; tuz buz olan kalbi onarır! Sen görevini yap. Senin olmazlığındır göğsümü yumuşatıp gözlerime ıslak anlamlar katan. “Selamet dilerim sana da.” diyesim var.
Bahar Gökbarman
27.11.2025
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder