22 Kasım 2024 Cuma

YOLCULUK (ANI)

 



Yola çıkmadan bir gün önceki akşam babamı ziyarete gittim. Kardeşlerim de orayaydı. Akşam çayı içtik. Muhabbet ettik, babamın yumuşacık ellerini tuttum, fotoğraflar çektik.  Sevdiklerimle hüzün dolu muhabbetli bir akşam geçirdim. Ayrılık vakti geldi.  Ağlayarak vedalaştım tüm ev halkıyla.  

Sabah havalimanına gitmek için hazırlanıyorken babamı bir kez daha görme arzusu doldu içime. Kayınbabamdan beni babama götürmesini rica ettim.  Babamı yazıhanesinde oturmuş sabah haberlerini izlerken bulduk.  Bizi görünce oturduğu koltuktan kalkıp arabaya kadar geldi.  Elini bir kez daha öpmeden evin önünden geçip gitmek istemedim baba, dedim. Güvela gözlerinde hüzünlü bir ışıltı oldu. Hakkını helal et babacığım dedim.  Onu ağlarken görmeye hiç alışık değildim. Boğazı düğümlendi. Dualar etti bana. Baba duasını bir hırka gibi giyerek oğlum Hasan’la bindik arabaya. Annemin vefatından sonra hayatımda yaşadığım en zor ayrılıktı o gün babamı geriden bırakıp uzaklara gidişim.  İçimde garip bir hüzün vardı. Yeni bir başlangıcın ilk adımıydı bu yolculuk. Havalimanına varmadan önce, yol üzerindeki kabristanda annemi ziyarete gittim. Babamı üzmemek için tuttuğum ne kadar hıçkırık ve gözyaşı varsa annemin başucuna bıraktım. Kasımın dördüydü. Annemin vefatının ikinci yıl dönümü.  Aynı tarihte, annem gibi ben de yeni bir başlangıcın eşiğindeydim.  

 Uçak göğe doğru havalanırken Murat nehrine son kez selam verdim. Buğday tarlalarını izledim çocukluğumu izler gibi.  Endişelerimin ve hüznümün uçak yükseldikçe artmasına mâni olamıyordum. Aklımda nereden duyduğumu hatırlamadığım bir cümle vardı beni sakinleştiren: "Teslimiyet: Allah böyle istedi" 
Birkaç gün önce gördüğüm rüyayı düşündüm. Çok etkilemişti beni. Duygularımın sular gibi yükseldiği yolculuk anında üzerimdeki tesiri arttı rüyanın. İçimden akıp parmak uçlarıma biriken cümlelerin sıkışıklığını hissettim. Uçak modunda olan telefonumu elime aldım ve şunları yazdım: "yalnızlığı kuyulara salmış Rab/ışık kuyularda gizli gerdanlık"   
Yeni bir ülkede eşim, ben ve oğlum Hasan'la yeni bir hayata başladık. Zorluklarla güzelliklerle telaşla günler geçti. Babamla her hafta birkaç kez görüntülü konuşurdum. Tüm dünyayı aynı virüs kasıp kavururken en çok onu kaybetmekten korktum. Babama onun için endişelendiğimi her dile getirişimde "Ben delikanlı adamım, bana bir şey olmaz kızım siz o gurbet ellerde kendinize sahip çıkın" derdi. Biri babama yaşını sorsa, seksen yaşındayım ama delikanlıyım, derdi. Bir keresinde beraber tramvaya binmiştik. Bir kişilik boş yer vardı. Baba hemen geç otur demiştim. Sen otur Bahar, ben yaşlı mıyım demişti gülerek. Babamı zor ikna etmiştim oturmaya.  
Liverpool’da yaşayalı bir yıl olmuştu.Pandemi sürecinin meydana getirdiği zorluklar vize işlemlerinde de kendini gösteriyordu.  İlk yıl oturum iznimizin süresi dolmak üzere olduğu için gidemedik ülkemize. Yeniden vize başvurusunda bulunduğumuzda tam iki yıl pasaportsuz, vizesiz bekleme sürecine gireceğimizden habersizdik.  Zaten yeterince ağır olan vize işlemler, pandemi dönemi sebebiyle felç olmuştu.  
Aylardan Kasım'dı. Liverpool’daki üçüncü Kasım.  Babamın aniden rahatsızlandığı haberini aldım. Şah damarına pıhtı attığı için yoğun bakıma alınmıştı.  Birden biri sesi çekilmişti hayatımdan. Arasam açmayacaktı. Sadece sesinin yokluğu bile ne kadar büyüktü. Üç gün üç yıl gibi geçti. Sabah uyandığımda hava griydi. Bulutlar kalbime doluşmuş gibi ağırdı kalbim. Mutfaktayken yatak odamda çalan telefonumu duydum. Arayan kayınvalidemdi.  Hayır açmayacağım. Neden aradığını biliyorum.  Açmazsam duymam Allah'ım.  
Az sonra eşim giriyor içeriye gözleri yaşlı. Anlıyorum.  Babamın sesi, merhameti, yumuşacık elleri, dağ gibi arkamda duruşu, limon kolonyası kokan yüzü veda etmişti bana. Son kez sarılmak istiyorum. Ellerini tutmak istiyorum. Başucunda ağlayıp Allah'ım onu merhametinle karşıla o bize hep merhamet etti demek istiyorum. Gitmek istiyorum, gidemiyorum. 
Kendimi Liverpool sokaklarına atıyorum. Caddelere, şehre, ülkeye sığamıyorum. O rüyamı hatırlıyorum aniden gözyaşı içindeyken.   Karanlık bir kuyudayım. Kuyunun tam ortasından bir ışık huzmesi iniyor aşağıya. Muhteşem bir ses Kur'an okuyor. Kur'an okundukça ışık yayılıyor kuyuya. Işığa ellerimi uzatıyorum.  
Uçakta yazdığım şiirin dizeleri doluyor kalbime bir anda: 
"Kuyulara insanı dost eylemiş Rab/Işık kuyularda gizli gerdanlık" 
Montumun şapkasını geçiriyorum kafama. Yanımdan geçen insanlara, kırmızı tuğlalarla inşa edilmiş evlere, yüzyıllık ağaçlara, yollara bakıyorum. Yağmur başlıyor aniden. Ağlıyorum, ıslanıyorum. Allah böyle istedi Bahar, diyor içimdeki o dost ses. 
 

SESLİ MEKTUP (ANI)

 


Sevgili ilk gençliğim, on beş yaşım; 

Sana on dokuz yıl öteden sesleniyorum. Doğduğun büyüdüğün o küçük ilçeden çok uzakta bir yerde. Kalabalık o aile apartmanında gözlerin hep uzaklara dalardı. Dağların ötesini merak ederdin. Göklerin ötesini, ölümün ötesini. Bir yerlerde başka hayatlar vardı. O hayatları ve ötesini. İçindeki o bilinmez hüznün huzurunu uzaklarda sanırdın. Sana şimdi çok uzaklardan sesleniyorum aynı hüzünle. 

 Seni anlıyorum. Çocukluğa yeni yeni veda etmiş olmanın ağrısı var üzerinde. Gençlik denen hırka ya dar geliyor üstüne ya da çok geniş. Duyguların o hırkayı giyemeyecek kadar coşkun. Ne içinde akan hislere yetişiyorsun ne senden beklenen vakara sığıyorsun. İlk ağlayışın kalbinin karşısında. İçindeki seslere ilk uyanışındasın. Bir kavga, bir anlaşmazlık var içinde. Ne zaman bir hüzne gark olsan öldüm sanıyorsun. Doğumları ölümlerin doğurduğundan habersizsin. 

Çok öğütler veriliyor kulağına küpe yap diye. Teorik her bilgi imitasyon küpe gibi alerji yapıyor bedenine. Halbuki sen düşüp kalkarak öğrenmenin yaşındasın.    

Hani çaresizliğin ağrısını ilk kez hissettiğin o bazı düşmelerin vardı ya. İyi ki düşmüşsün. O zamanlar yaşadığın her düşüş ve yeniden kalkış hala rehber oluyor sana.  O zamanlar döktüğün gözyaşları bahar denizinin ortasında bir fener gibi ışık saçıyor hayatına. 

Merak ediyorsundur on dokuz yıl sonraki halini.  Sana buralardan haber vermeyeceğim. Yaşadıkça öğreneceksin yolun dümdüz ilerlemediğini, her kaybın kayıp, her kazancın kazanç olmadığını.  Onsuz, bunsuz yaşanabildiğini Allah ’sız yaşanamayacağını. Zamanla göreceksin, insanların düşmeleri, Allah’ın kalkmaları hesap ettiğini.  

Şimdi git. Annenin sesine sarıl, babanın yumuşacık ellerini öp. Buğulanmış camlara kalp çiz, oklar döşe iki yanına. Okul defterine aşk şiirleri yaz. Hayat sevince güzel nasılsa. 

Bahar Gök Barman 

27.10. 2024 

 

 

 

 

 

19 Kasım 2024 Salı

(Çöl Gülü) Haki


bir çocuk yalınayak koşuyor çöllerde
seni özlediğinde
bir mum gibi eriyorum gecenin mavisinde
fitili sönmüyor gönlümün

anılar geriliyor yaylara bir ok gibi
suretin sızıyor gözlerime
kirpiklerin kalem gibi tutunca ellerimi
vazgeçişlerimin tevbesi bozuluyor

sende doğuyor yazılmamış şiirler
kelimeler dönüyor etrafında
yazsam büyüyüyor kalbimde yalaz
yazmasam boğuyor kara bir duman

susuz uyanıyorum ızdırap çöllerinde
gözlerin kadar gözden ırak vaha
telaşıma kör kuyular ağlıyor
kıvılcımların gölgesinde gölgem yanıyor

gözlerimde sensizlikten haki bir fırtına
tüm renklerimi yutuyor iz bırakmadan
yeryüzüne hasretle akan nil gibi
hasret olup aktım ah sularına

ateşsiz bir alevden sıçrayan uçkunum ben
Züleyha'nın görünmeyen zindanı içimde
varlığımı yitirdim yokluğunun çokluğunda
bu ızdırap yeter bana

umarsız hülyalarımın  kar gibi eridiği yollarda
Allah'a koşuyorum  yana yana
Allah'a koşuyorum  yana yana
Allah'a koşuyorum  yana yana

Bahar Gök Barman


En yeni

İÇERDEKİ KİTABI OKUMAK

Penceremin hizasında, boynunu sokağa doğru eğip etrafı aydınlatan sokak lambası tanır beni. Onu izlerken hüzün denizine nice göz...