23 Aralık 2025 Salı

SÖZLE DERMAN ARAYIṢLAR


Bir hikâye yazıyordum. Bir adam, bir kadını yanında alıkoyuyordu. Kadın, ondan kurtulmanın bir yolunu buldu. Yalınayak koşarak uzaklaştı. Tam evden çıkıp giderken hikâyeyi yarım bıraktım. Arada hâlâ sesleniyor bana o kadın. Nefes nefese kalmış bir hâlde, “Yoruldum koşmaktan, artık varacağım yere ulaştır beni,” diyor.

Bazen babamın fotoğrafına bakıyorum. “Cenazede bir tek sen yoktun,” diyor. “Arefe günleri de gözüm hep seni arıyor. Ne zaman gelirsin?” diyor.

Bilgisayarı açıyorum. Yazılarımı topladığım klasöre göz gezdiriyorum. Klasörün içinde bir klasör daha var: Tamamlanmamış Yazılar ve Şiirler. Bir yere varamadığım yürüyüşlere misafir oluyorum. Telefonuma bir bildirim düşüyor: Tebrikler, on bin adıma ulaştınız. Her şey bir anda karmaşıklaşıyor. Okunacak kitaplar, yıkanacak bulaşıklar, yazılacak yazılar, beklemekten tozlanmış hayaller çullanıyor üzerime. Serilecek çamaşırlar dile geliyor, eşimin sesini duyuyorum bir yerlerde ama kendi evde yok. Çıkarıp savurduğu çoraplar konser veriyormuş meğer, kanepeyi itince anlıyorum.

Oğlum, gözlerimin önünde bilgisayar oyununa dönüşüyor. Ev, sebzeli mercimek çorbasına; küçük oğlum ise blender’a... İsmet Özel, Turgut Uyar şiiri okuyup duruyor zihnimin kıvrımlarında: “Her şeyi düzeltmeye kalkışmanın yok ettiği,” diyor.

Planlar dönüyor kafamda. Küçük oğlum uyursa yarım kalan hikâyeyi tamamlarım, koşmaktan kurtulur bahtsız karakter diyorum. Oğlum uyuyor; beraber uyanıyoruz. Çaylarım soğuyor, kahvelerim yarım kalıyor. Bir termos bardak satın alıyorum, sıcacık içebilmek için. Bu kez de dilimi yakıyorum.

Duvarlar beni izliyor, ben duvarları. Her köşe başında minik ellerden çıkmış özgün bir çalışma var. Eşim, evin içinde her seferinde farklı bir yere konumlandırdığı eşyalarını arıyor. Uyandığında “Günaydın” demiyor, “Yorgunum,” diyor. Gece olsa, herkes uyusa da şöyle kaliteli bir ağlasam diyorum. Uyanıyorum sabahın nuru. Ev halkı, gözlerimi açıp güne başladığımla ilgili bildirim almış gibi ardım sıra uyanıyor.

Gözümü açar açmaz kahve pişirecek kadar sevinç dolu olduğum yıllar geliyor aklıma. Bebek kokusuna karışmış çişli bez kokusuyla ayılıyorum. Beyaz, pufuduk yanaklardan üç dört öpücük alarak şekerimi dengeliyorum.

Bahar geliyor. Ardından yaz. Yürüyüşleri artırıyorum. Güneşe göz kırpıyorum. Bulutların gökle uyumuna hayran kalıyorum. Ağaçlara, taşa, toprağa ağlıyorum. Yeni doğmuş ördek yavrularına akıyor kalbim. Yaşadıklarım, yaşamak isteyip yaşayamadıklarım gözlerimden nehre dökülüyor.

Yapmak istediklerim diziliyor bir bir önüme: Kaza namazlarım, oruç borçlarım, annem ve babam için bir su kuyusu, çocuklar için ikinci kez şükür kurbanı... Bir de cebimde bitmeyecek bir parayla İstanbul’u ziyaret. Sadece türbeleri ve camileri... Oradan Bursa türbelerini ziyaret... 
Yıllar uçup gidiyor. Giderken saçlarımda beyaz izler bırakıyor.
Sakin ve telaşsız bir kadın olmayı özlüyorum. Adı tahammül olan iç yollarımda bir tıkanıklık hissediyorum. Kendimden kaçıp Allah’a sığınarak menfi düşüncelerin dal budak salmasını engelliyorum.
İki arada bir derede de olsa yazmak iyi geliyor. Kadın olmak zor, çok zor ama “güzel” diyorum.
Korku ve ümit arasında yaprakları dökülüyor ömrümün.
Yıllar hızlı ve telaşlı geçse de yaşamaya değer diyorum.
Tüm bu düşüncelerimin arasından Ferhat Göçer’i duyuyorum: “Gençliğimi geri verseler bu kez en çok kendimi severim.” diyor.
Kalbim hızlıca onarıyor şarkıyı: “Gençliğimi geri verseler bu kez en çok Allah’ı severim.”

Bahar Gökbarman
02.07 2025



15 Aralık 2025 Pazartesi

DOSTA MEKTUP 13


Bırakamadım… Tutmayı üstün sandım.

Teslim olamadım… Kontrol etmeyi hakkım sandım.
Korkuların eşiğinde titreyerek söylenmeyi, susmaktan iyi sandım.
Vazgeçmeyi ıstırap, sahip olmayı mutluluk sandım.
Yokluğu kuyunun dibindeki karanlık, varlığı göğe yükselen aydınlık sandım.

Sanmalarımı hakikat sandım.

İnsan bedenindeki gözyaşının inci olduğundan habersiz, gülmeyi tahta oturtup gözyaşımı sakladım.

Dünyanın sonu gelmiş gibi ahlandım, vahlandım.
Dünyanın sonu, ondan uzaklığın çölüne düşüp kavrulmakmış, akledemedim.
Dağlar yeryüzünde dengeyi sağlar sandım. Dengeyi sağlayan O imiş, akledemedim.

Çöle düştüm, ondan uzaklığımdan habersiz.
Susadım da su aradım, ona susuzluğumdan habersiz.

Dünyayı dolaştım, içimle, gözlerimle, ellerimle.
Ondan başka her şeyi aradım.
Ne eksilse yerini doldurmaya uğraştım.

Ondan ayrı düşmüşlüğün boşluğunu hangi eksik giderir?
Hangi sevgi dindirir onu isteyen kalbin iniltilerini?
Kime dayanabilir insan, kalbiyle güven ve huzur içinde?
Daha ne yaşamak gerekir, O’ndan başka dost olmadığını görebilmek için; daha ne yaşamak gerekir?

İşte bu yüzden itirazım var kendime. Tüm şarkılarda andığım o değil diye.
İtirazım var her şeyi dert eden kendime, dertsizliğini dert etmedi diye.
İtirazım var hoyrat hallerime, içimde dalbudak salan gevenlere, kandilsiz bıraktığım hüzünlerime, oylum melallerime.
İtirazım var sözü inciten, havayı sesle kirleten her halime,
Dolaşık hislerime, çapraşık vesveselere.

İtirazım var geçip giden yıllara, şükrün nakışını hakkıyla işleyemeyen kendime.
İtirazım var çatlayan tohumları susuz bırakan kendime.
İtirazım var ruhumu ürperten her düşünceye.
İtirazım var teslim olmayıp düşünce çukurları eşeleyen kendime.

İtirazım var.
Kusurum var.
Eksiğim var.
Gediğim var.
İstiğfarım var.
Affın var.
Mağfiretin var.
Şefkatin var.
Merhametin var.
.
Bahar Gökbarman
15.12.2025

En yeni

İÇERDEKİ KİTABI OKUMAK

Penceremin hizasında, boynunu sokağa doğru eğip etrafı aydınlatan sokak lambası tanır beni. Onu izlerken hüzün denizine nice göz...