Yedi yedi yedi yedi!
Bir bir bir bir!
Evrenden iste versin!
Ruh eşini bul!
Kocam ruh eşim değil, acaba ruh eşim nerede?
Cennet cehennem içimizde!
Şeytan aslında yok!
Gel seninle... enerji çalışması yapalım!
Gel, hipnoz edeyim seni; çok iyi geliyor, zihnin boşalır!
Bilinçaltı temizleme çalışması!
"Arkadaşlar, spiritüel şeylere çok merakım var, o yüzden zikir çekiyorum."
Astrolog dedi ki: "Bu sene evleneceksin!"
Astrolog bu sene para geleceğini söylemişti!
"Üzerinde büyü var" dedi; hep gidiyorum düzenli büyü bozmaya!
Falcı: "Ayrı kişilerle evlenip ikiniz de boşanıp öyle birleşeceksiniz" dedi.
Yengem: "Kendini çok sıkma bu ilişki konularında, az yumuşa; birkaç insanla görüş" dedi.
Cüzdanınız mor olsun, para size akar!
Yatak odasında ayna olmasın!
"Evde kaktüs besleme, kavga olur!"
Sosyal medyadan ve yakınlarımdan sıkça duyduğum cümleler bunlar. Sizce de kafamız çok karışık değil mi?
Bakın, itiraf edeyim, üç sene öncesine kadar bu denli olmasa da ben de ufak çapta bir kafa karışıklığı yaşamıştım. Bu yüzden bu duyduklarım bende merhamet ve üzüntü uyandırıyor.
Önce inandığımız şeyi eski moda, tarihi geçmiş bir inanç gibi kodladılar kafamıza. "Yok canım, olur mu öyle şey?" dediğinizi duyar gibiyim. Öyle, öyle!
Bu yüzden gençlerimiz yeni doğan çocuklarına İslami isim takmak istemiyor. Demode geliyor! Hayatının en kıymetli şeyi olan inancını, zihnindeki en kıymetsiz köşede tutuyor. Bu yüzden Allah'tan değil, evrenden istemeye başladık. Her şeyi Allah’tan başka herkesten, her şeyden ister olduk.
Reels videoları çıkıyor karşıma. Zikir çeken kardeşlerim: "Spiritüel şeyler yaşamayı seviyorum, bu yüzden günde ... tane ... zikrini çekiyorum" diyor. Allah'ın rızasını kazanmak için, son nefeste bir kez "Allah" diyebilmek için çekmemiz gerekmiyor muydu zikri?
Kafamız çok karışık. Mutfağa girip "Bugün muhteşem şeyler hazırlayacağım" diyen şefin; keke tuz, çorbaya şeker, kurabiyeye pul biber katması gibi işlerimiz. Niyetsiz, niyesiz, acabalı... Bolluk bereket için mor cüzdanın peşine düşüyoruz.
Unuttuk çünkü sadakanın bereket sebebi olduğunu. Allah'a yakınlık sağladığını. Unuttuk verdikçe çoğaldığını.
Bakara Suresi 261. Ayet, 272. Ayet unuttuk.
Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurduğunu da hatırlamaz olduk:
“Sadaka malı eksiltmez. Allah affeden kulun izzetini artırır. Allah için tevazu göstereni Allah yükseltir.”
(Müslim, Birr, 258)
Astrologların ağzının içinden bir umutlu söz duymak için bekledik. "Para gelecek desin, bu sene zengin olacaksın desin, evleneceksin desin, parlayacaksın..."
Şimdi bir de cennet-yokçular, cehennem-yokçular çoğaldı. Bu kardeşlerim "Elhamdulillah Müslümanım" diyor. "Her şey içimizde" diyor. Eyvallah kardeşim, her insan iç dünyasında ya cenneti yaşar ya cehennemi. Kabul.
Ama cennet var, cehennem var!
Âl-i İmrân Suresi 133
Muhammed Suresi 15
Nisâ Suresi 56
Daha nice ayet, hadis...
İman esaslarından biri olan âhirete iman, cennet ve cehennemi de kapsar. Bunları inkâr eden kimse İslâm dairesinden çıkar.
Enerji çalışmaları var bir de. Bilinçaltı temizliği vs... Geçici rahatlama sağlayan, sonrasında daha büyük bunalımlara sebep olan temizlikler...
Zihin ve kalp temizliği için Allah zikri çekmemiz yeterdi. Hakiki olan çok saf, kolay ve huzur verici. Allah zikri! Tüm bunalımlara çare, tüm dertlere derman Allah!
Namaz farz da, zikir farz değil mi? "Canım isterse zikrederim" diye düşünüyoruz. O yüzden bitmiyor işlerimiz. Bir dağ gibi üzerimize yıkılıyor düşünceler, vesveseler...
O yüzden deli gibi arayıştayız. Hakikat yanı başımızda, biz onu arıyoruz. Şah damarımızdan yakın olandan başka her şeyden medet umuyoruz.
Tüm bu çabaların sonunda büyük buhranlara giriyoruz, çıkamıyoruz.
Zikir, farz ibadetlerden biridir. Farzdır. Öyle diyor Rabbimiz:
Bakara Suresi 152
Ahzâb Suresi 41-42
Ankebût Suresi 45
"Allah'ı anın" diyor ayet ayet... Kitabım başında, sonunda...
Birinden bir şeyler istemek duygusu var içimizde.
Ey eylül, aşk getir diyoruz.
Ey yaz, neşe ver bana!
Bu isteme duygusu dolup taşıyor içimizde fakat yanlış yerde taşıyor. Sayıların eşiğine, falcının eteğine taşıyor. Boşa akan berrak bir su gibi israf oluyor dua etme arzumuz.
Halbuki hakikat olan ne kolay. Bir abdest alıp secde serip huzurda hüngür hüngür ağlamak ne kolay. Üzüntülerini, acizliğini BİR'İN huzurunda anlatmak ne huzur verici.
Bir de büyücülerden ağına düşmüş evli kardeşlerime şahit oldum. Sadece "Büyü var" deyip parayı alıp konuyu kapatsa iyi. Fitne tohumları ekmiş karı koca arasına. Evde kavga dövüş! Adam her kavgada fitneciye gidiyor, yine "Büyü yapıldı herhalde, boz" diye... İnsan bir kez vesvesenin kuyusuna düşmeyegörsün... Allah'tan başkasından medet ummayagörsün. Ne dert biter ne cinnet hali...
Diyorum ya çok karıştı önce kafamız, sonra kalbimiz, ardından ilişkilerimiz, evimiz, odalarımız... Suyun çeşmeden aktığını unuttuk, çöle düştük vaha arıyoruz. Yolcu olduğumuzu unuttuk, her durakta korunaklı bir ev arıyoruz. BİR olanı unuttuk, çoklukta boğuluyoruz. Niyetimiz iyilik fakat iyiliğin çok saf, sade olduğundan bihaber cafcaflı kelimelerin, sayıların, enerjilerin peşine düşüyoruz.
Ben, birçok bunalımın, nefsimden zuhur eden uçurumların kenarında yürümüş aciz bir kulum. Tüm bu yazdıklarım önce kendi nefsime. Tam düşecekken tutan, düştüğümde kaldıran, benden ümidini hiç kesmeyen Allah'a şükürler olsun.
Ben sözü bir büyüğümle bitirmek istiyorum. Diyor ki:
"Sen gerçeği olduğu gibi öğren güzel kardeşim. Gerçek tektir, herkese göre değişmez. Kalbinle deryaya dal ve onu öğren. Herkesin bir görüşü vardır ama o gerçek değildir. Gerçek Allah’ın belirlediğidir. O’ndan iste, O’ndan öğren. Ona akıl eremez, kalp ile ulaşılır. Aklımıza iman etmeyelim. Allah’a iman edelim. Akıl arıza yaparsa bizi perişan eder."
02.09.2025
Bahar Gökbarman