23 Aralık 2025 Salı

SÖZLE DERMAN ARAYIṢLAR


Bir hikâye yazıyordum. Bir adam, bir kadını yanında alıkoyuyordu. Kadın, ondan kurtulmanın bir yolunu buldu. Yalınayak koşarak uzaklaştı. Tam evden çıkıp giderken hikâyeyi yarım bıraktım. Arada hâlâ sesleniyor bana o kadın. Nefes nefese kalmış bir hâlde, “Yoruldum koşmaktan, artık varacağım yere ulaştır beni,” diyor.

Bazen babamın fotoğrafına bakıyorum. “Cenazede bir tek sen yoktun,” diyor. “Arefe günleri de gözüm hep seni arıyor. Ne zaman gelirsin?” diyor.

Bilgisayarı açıyorum. Yazılarımı topladığım klasöre göz gezdiriyorum. Klasörün içinde bir klasör daha var: Tamamlanmamış Yazılar ve Şiirler. Bir yere varamadığım yürüyüşlere misafir oluyorum. Telefonuma bir bildirim düşüyor: Tebrikler, on bin adıma ulaştınız. Her şey bir anda karmaşıklaşıyor. Okunacak kitaplar, yıkanacak bulaşıklar, yazılacak yazılar, beklemekten tozlanmış hayaller çullanıyor üzerime. Serilecek çamaşırlar dile geliyor, eşimin sesini duyuyorum bir yerlerde ama kendi evde yok. Çıkarıp savurduğu çoraplar konser veriyormuş meğer, kanepeyi itince anlıyorum.

Oğlum, gözlerimin önünde bilgisayar oyununa dönüşüyor. Ev, sebzeli mercimek çorbasına; küçük oğlum ise blender’a... İsmet Özel, Turgut Uyar şiiri okuyup duruyor zihnimin kıvrımlarında: “Her şeyi düzeltmeye kalkışmanın yok ettiği,” diyor.

Planlar dönüyor kafamda. Küçük oğlum uyursa yarım kalan hikâyeyi tamamlarım, koşmaktan kurtulur bahtsız karakter diyorum. Oğlum uyuyor; beraber uyanıyoruz. Çaylarım soğuyor, kahvelerim yarım kalıyor. Bir termos bardak satın alıyorum, sıcacık içebilmek için. Bu kez de dilimi yakıyorum.

Duvarlar beni izliyor, ben duvarları. Her köşe başında minik ellerden çıkmış özgün bir çalışma var. Eşim, evin içinde her seferinde farklı bir yere konumlandırdığı eşyalarını arıyor. Uyandığında “Günaydın” demiyor, “Yorgunum,” diyor. Gece olsa, herkes uyusa da şöyle kaliteli bir ağlasam diyorum. Uyanıyorum sabahın nuru. Ev halkı, gözlerimi açıp güne başladığımla ilgili bildirim almış gibi ardım sıra uyanıyor.

Gözümü açar açmaz kahve pişirecek kadar sevinç dolu olduğum yıllar geliyor aklıma. Bebek kokusuna karışmış çişli bez kokusuyla ayılıyorum. Beyaz, pufuduk yanaklardan üç dört öpücük alarak şekerimi dengeliyorum.

Bahar geliyor. Ardından yaz. Yürüyüşleri artırıyorum. Güneşe göz kırpıyorum. Bulutların gökle uyumuna hayran kalıyorum. Ağaçlara, taşa, toprağa ağlıyorum. Yeni doğmuş ördek yavrularına akıyor kalbim. Yaşadıklarım, yaşamak isteyip yaşayamadıklarım gözlerimden nehre dökülüyor.

Yapmak istediklerim diziliyor bir bir önüme: Kaza namazlarım, oruç borçlarım, annem ve babam için bir su kuyusu, çocuklar için ikinci kez şükür kurbanı... Bir de cebimde bitmeyecek bir parayla İstanbul’u ziyaret. Sadece türbeleri ve camileri... Oradan Bursa türbelerini ziyaret... 
Yıllar uçup gidiyor. Giderken saçlarımda beyaz izler bırakıyor.
Sakin ve telaşsız bir kadın olmayı özlüyorum. Adı tahammül olan iç yollarımda bir tıkanıklık hissediyorum. Kendimden kaçıp Allah’a sığınarak menfi düşüncelerin dal budak salmasını engelliyorum.
İki arada bir derede de olsa yazmak iyi geliyor. Kadın olmak zor, çok zor ama “güzel” diyorum.
Korku ve ümit arasında yaprakları dökülüyor ömrümün.
Yıllar hızlı ve telaşlı geçse de yaşamaya değer diyorum.
Tüm bu düşüncelerimin arasından Ferhat Göçer’i duyuyorum: “Gençliğimi geri verseler bu kez en çok kendimi severim.” diyor.
Kalbim hızlıca onarıyor şarkıyı: “Gençliğimi geri verseler bu kez en çok Allah’ı severim.”

Bahar Gökbarman
02.07 2025



15 Aralık 2025 Pazartesi

DOSTA MEKTUP 13


Bırakamadım… Tutmayı üstün sandım.

Teslim olamadım… Kontrol etmeyi hakkım sandım.
Korkuların eşiğinde titreyerek söylenmeyi, susmaktan iyi sandım.
Vazgeçmeyi ıstırap, sahip olmayı mutluluk sandım.
Yokluğu kuyunun dibindeki karanlık, varlığı göğe yükselen aydınlık sandım.

Sanmalarımı hakikat sandım.

İnsan bedenindeki gözyaşının inci olduğundan habersiz, gülmeyi tahta oturtup gözyaşımı sakladım.

Dünyanın sonu gelmiş gibi ahlandım, vahlandım.
Dünyanın sonu, ondan uzaklığın çölüne düşüp kavrulmakmış, akledemedim.
Dağlar yeryüzünde dengeyi sağlar sandım. Dengeyi sağlayan O imiş, akledemedim.

Çöle düştüm, ondan uzaklığımdan habersiz.
Susadım da su aradım, ona susuzluğumdan habersiz.

Dünyayı dolaştım, içimle, gözlerimle, ellerimle.
Ondan başka her şeyi aradım.
Ne eksilse yerini doldurmaya uğraştım.

Ondan ayrı düşmüşlüğün boşluğunu hangi eksik giderir?
Hangi sevgi dindirir onu isteyen kalbin iniltilerini?
Kime dayanabilir insan, kalbiyle güven ve huzur içinde?
Daha ne yaşamak gerekir, O’ndan başka dost olmadığını görebilmek için; daha ne yaşamak gerekir?

İşte bu yüzden itirazım var kendime. Tüm şarkılarda andığım o değil diye.
İtirazım var her şeyi dert eden kendime, dertsizliğini dert etmedi diye.
İtirazım var hoyrat hallerime, içimde dalbudak salan gevenlere, kandilsiz bıraktığım hüzünlerime, oylum melallerime.
İtirazım var sözü inciten, havayı sesle kirleten her halime,
Dolaşık hislerime, çapraşık vesveselere.

İtirazım var geçip giden yıllara, şükrün nakışını hakkıyla işleyemeyen kendime.
İtirazım var çatlayan tohumları susuz bırakan kendime.
İtirazım var ruhumu ürperten her düşünceye.
İtirazım var teslim olmayıp düşünce çukurları eşeleyen kendime.

İtirazım var.
Kusurum var.
Eksiğim var.
Gediğim var.
İstiğfarım var.
Affın var.
Mağfiretin var.
Şefkatin var.
Merhametin var.
.
Bahar Gökbarman
15.12.2025

29 Kasım 2025 Cumartesi

DOSTA MEKTUP 12


Bir gün Efendimiz’in adımladığı sokaklarda yürüyeceğim. Kâbe’yi izleyip hasretle karışık kavuşmaların gözyaşını dökeceğim. Beni de çağıracaksın biliyorum.
O gün yollara düşüp sana geldiğimde kereminle üzerime lütuflar yağdır. Gül kokularını duyur bana. Dostlarının meclisinde ağırla beni. Yaralarımı dost dualarıyla sar sarmala.
Çatlamayan tohumlarımı çatlat; çatlayan tohumlarımı filizlendir; filizlerimi serpilip boy veren nimetlere dönüştür.
Ruhundan üflediğin bu kulundan muradın ne ise benim muradım da o olsun.

Nefsimde büyüyen boşluklara düşmeme izin verme.
Eksik bıraktığım her işi kereminle, lütfunla tamamla.
Vermediklerin de hayrıma; verdiklerin de hayrıma…
Beni sebepler tarlasındaki çokluğun arasında yorulmaktan kurtar.

İyilikler senden; hoşuma gitmeyen, beni zorlayan şeyler nefsimdendir.
Beni nefsime bırakma.
Benim senden başka sığınacağım kimsem yoktur.

Kimsesizliğime rağmen daldığım günahlardan, büyüklüğü sonsuz mağfiretine sığınıyorum.

Gurbet, herkese uzaklığımın sana yakınlığımın tarifidir. Öksüzlüğüm ve yetimliğim, dünya ile aramdaki iki kuvvetli ipin kopuşu gibidir. Kopuklardan sızan acılarla sana yöneldim. Yaşamayı bana kalben, nefsen, bedenen, aklen ve ruhen kolaylaştır.
Zorlarımı kolay eyle. Yaşama sevincimi koru. Hak isminle sahip çık yetimine ve yetimine verdiğin iki emanete.
Gösterdiğini gördüm Rabbim. Gördüm; ben kimsesizim. Kimsesizliğimin, garipliğimin ve yalnızlığımın Rabbi sensin.
Gördüm; ben çaresizim, âcizim. Âcizliğimin, ahlarımın, çaresizliğimin Rabbi sensin.
Ey gurbete düşmüş yalnız yetimlerin Rabbi!
Senden iki dünyam için de yardım diliyorum. Medet, medet, medet.

Ey kalemi ve kelimeleri aşkının mürekkebine batırmayı seven ellerin Rabbi!
Kalbimin aka aka taşan nehirlerini cümlelere dönüştür.
Şifa bulduğum yerden şifa olmayı bana da nasip eyle.
El senin, akıl senin, ruh senin, kalem senin, kelime senin…
Ey kelâmın Rabbi, muradını muradım eyle. Yollarımı aç, işimi kolaylaştır.
Bana mağfiret eyle. Beni kapından ayırma. Seninle konuşmanın, dertleşmenin lezzetini daim eyle.

Ey kullarına nasıl koşulsuz sevdiğini göstermek için aşkı tattıran Rabbim!
Her kusuruma rağmen yine de beni sevişine hayran kaldım. Günahlarıma rağmen şefkatle bakışına hayran kaldım. Bir damla da olsa, bir zerre de olsa tattığım aşk hissini benden alma. Hayretimi artır Rabbim.
Rüyalarımla teselli et beni.
Kalbimden seslenişlerinin önüne sislerin düşmesine şefkatinle izin verme. Beni sağır eyleme Rabbim; senin rahmetinle duyar kalbimin kulakları.
Aynalarımı parlatmam için bana yardım et. Tuz buz olmuş kalp kapılarımı onar.
Seslen bana ey Rabbim, senin sesin güzeldir.
29.11.2025
Bahar Gökbarman

27 Kasım 2025 Perşembe

BEŞİĞE SIĞASIM YENİDEN DOĞASIM VAR


Konuşmanın takatsiz ve tesirsiz kaldığı anlarda, insan delirmesin diye yetişen nimettir gözyaşı. Tüm duygularım buhara dönüşene kadar ağlayasım var. Yalnızlığın grisinden geçip moruna boyanasım var. Sağa sola savurduğum kelimeleri ağlayarak toplayasım var.

Şöyle bir uzaklara gidesim var ruhumla; rüyalarımın hakkını veresim var. Tam nefsim şahlanacakken, en içerden ve en dışardan susasım var.

Ağlarken gülesim, gülerken ağlayasım var. Birkaç merdiven çıkıp manzarası güzel bir yerde oturasım; gece vakti görünmez ve duyulmaz olup, ağlaya ağlaya sokakları adımlayasım var.

Bir kitabın son sayfasında kıvrılasım, bir kalemin mürekkebine karışasım var. Akan sularda saçlarımı yunasım; içimde ansızın beliriveren çıngılara çişenti olasım var. Bir güvercin bedenine sıkışıp fecr kızıllığına doğru uçasım, yinelenip duran yirik duyguları o kızıllıkla yakasım var.
Gözyaşı denizimdeki adalara birkaç ağaç dikesim var.

İncittiğim harflerin önünde eğilip tek tek özür dileyesim, iddialı sözlerimi el dokuma tezgâhlarında ilme ilme işleyip halı motifine dönüştüresim var.
Bir köknar ağacı bulup “Nasıl da güzelsin; dört mevsim yeşil kalmanın sırrı nedir?” diye sorasım var. Issız yaylalara gizlenen guguk kuşundan evini birkaç günlüğüne kiralayasım var.

Sırtımda ne çok yara izi var; hepsi de “en” dediğim sevdiklerimden yadigâr. Tüm izlerin üzerini seccademle örtesim var.
“Ağlarım, anlatamam.” demiş şair; hem anlatıp hem ağlayasım var. Kelimelerin arasında dinlenip cümlelerden yastık doldurasım var.

Kusur görmeye meyleden nefsimin başını eğdirip aç bırakasım var.
“Üzme kendini.” dedi bir dost. Üzülmemek için aydınlığı doğuran şu tüneli emekleye emekleye aşasım var.

Sevilme arzuma abdest aldırıp huzurda kurban edesim var.
Çift başlı yılan gibi baş gösteren bunalımlı öfkeleri su döküp söndüresim var.
Çaresizliğime sarılıp, her mevsim açan o sarı çiçek olasım var.

Aczimi giyesim, hiç çıkarmayasım var.

Saksımdaki allı morlu telgraf çiçeği gibi boynumu huzurda bükesim, güneşin renkleriyle süslenesim var. Ağlarken uyuyakalasım, uyanınca gülümseyesim var.
Sağ elimi, annemin elleriymiş gibi saçımın aklarında gezdirip okşayasım; neye kırıldığını bile tarif edemediğim kalbimi avuçlarıma alıp “Yok mu arttıran?” diye haykırasım var. İncecik camdan kapılarım var; yok mu tuz buz etmek isteyen!

Yaşam gibi görünen savaşların içinde, ellerimi bırakmayan dost; tuz buz olan kalbi onarır! Sen görevini yap. Senin olmazlığındır göğsümü yumuşatıp gözlerime ıslak anlamlar katan. “Selamet dilerim sana da.” diyesim var.

Bahar Gökbarman
27.11.2025

23 Kasım 2025 Pazar

yükselen sularda doğum(şiir)


musa değildim ama sularda açtım gözümü
istenmemek için çok küçüktüm
tanrı aşk damlatarak yanaklarıma
annemin hüznünü aldı
babam tez toparladı kendini
mahzun bir olay gibi iliştirdi beni hikayesine

adımlarım genişledi adına büyümek dediler
ölümün eşiğinde doğurdum kendimi
yağmur altında bıraktım çocukluğumu
değişmesin diye mevsimi
toprağı öperek bir ağacın gövdesinden
suyun görünürlüğüne sığındım

kelimeler sisler ardında kaldı
kuyunun dibinde işledi zaman
ıslak nemli ve ağır
dilsizliğimin kanıtıydı ağzımdan dökülen cümleler
kalbim kelimesiz kelimelerim kansız kaldı

aşkın eşiğinde topladım aczimi
karanlığın aydınlık için var olduğuna inandım
her yöne akan bir nehrin ortasında
kaybettim tüm sesleri zıtlıkların arasında
uzakların nesli tükendi
yakınlar söylendiği kadar yakın değildi

ateşi su kadar serin gördüğüm yanılgılarda
toprağın göğsünde bir tohum gibi bekledim
ızdırap içimde fırtınalar doğururken
kimsenin gömmesine gerek kalmadan öldüm

aşkın eşiğinde sevdim ölümü
yıkıldı sandım yeniden yapıldı mendirek
çatladı tohum
ve ben ellerimden yeşererek
güneşe bakıp filizlendim

Bahar Gökbarman

23.11.2025

16 Kasım 2025 Pazar

DOSTA MEKTUP 11


  Hangi noktada durmalıyım, kırıklarımı toplamaya hangi köşeden başlamalıyım, üşümüş ellerimi nerede ısıtmalıyım, teskin etmek için kalbime hangi bahaneleri sunmalıyım bilmiyorum. Yüzlerce tanıdığın arasında yeniden yapayalnız kaldım; bu aidiyetsizliği tanıyorum ve bu evsizliğin anlamını okuyabiliyorum. Anlatmalarımın çokluğu kadar anlaşılmayışlarım var, bu yüzden vazgeçtim; kimse bilmese de olur.
  Ne çok bilmiyorum Rabbim; bağışla, öğrettiklerini de unutuyorum. Sana koşarak gelişlerim koruyor beni alevler arasında kalmış bir çocuk olmaktan. Bu yüzden penceremde görünen manzara hoşuma gitse de gitmese de, beni Sana koşturan her acı ve sevinç nimettir, hissedebiliyorum. Senden başka evim yok; kırgınlıklarla dolu her yanımı sevginle sar, sarmala. Kuruyan nehirlerim yeniden çağlasın, toprağa yağan göğüme beyaz bulutlar serpiştir, Seni zikreden yağmurlar damlasın ülkeme.
  Bir yanımda sevgisiz ve aşktan nasipsiz bir sûrete bürünüyor dünya… Öte yanımda aşk yağmuruna tutulmuş nasiplilerin dünyası… Kaldım sanki arafta. Gözlerimde yaş ile kaldım. Gönlümdeki kıvılcımla kaldım. Yaşadıklarımla, yaşayamadıklarımla kaldım. Beni burada bırakma. Ürkek bir güvercin gibi kapındayım. Yol bilmez iz bilmezim. Ses ver bana Rabbim. Senin sesin güzeldir.

Bahar Gökbarman
Ekim 2025

3 Eylül 2025 Çarşamba

İDRAK BULANMASI

Yedi yedi yedi yedi!
Bir bir bir bir!
Evrenden iste versin!
Ruh eşini bul!
Kocam ruh eşim değil, acaba ruh eşim nerede?
Cennet cehennem içimizde!
Şeytan aslında yok!
Gel seninle... enerji çalışması yapalım!
Gel, hipnoz edeyim seni; çok iyi geliyor, zihnin boşalır!
Bilinçaltı temizleme çalışması!
"Arkadaşlar, spiritüel şeylere çok merakım var, o yüzden zikir çekiyorum."
Astrolog dedi ki: "Bu sene evleneceksin!"
Astrolog bu sene para geleceğini söylemişti!
"Üzerinde büyü var" dedi; hep gidiyorum düzenli büyü bozmaya!
Falcı: "Ayrı kişilerle evlenip ikiniz de boşanıp öyle birleşeceksiniz" dedi.
Yengem: "Kendini çok sıkma bu ilişki konularında, az yumuşa; birkaç insanla görüş" dedi.
Cüzdanınız mor olsun, para size akar!
Yatak odasında ayna olmasın!
"Evde kaktüs besleme, kavga olur!"

Sosyal medyadan ve yakınlarımdan sıkça duyduğum cümleler bunlar. Sizce de kafamız çok karışık değil mi?
Bakın, itiraf edeyim, üç sene öncesine kadar bu denli olmasa da ben de ufak çapta bir kafa karışıklığı yaşamıştım. Bu yüzden bu duyduklarım bende merhamet ve üzüntü uyandırıyor.

Önce inandığımız şeyi eski moda, tarihi geçmiş bir inanç gibi kodladılar kafamıza. "Yok canım, olur mu öyle şey?" dediğinizi duyar gibiyim. Öyle, öyle!
Bu yüzden gençlerimiz yeni doğan çocuklarına İslami isim takmak istemiyor. Demode geliyor! Hayatının en kıymetli şeyi olan inancını, zihnindeki en kıymetsiz köşede tutuyor. Bu yüzden Allah'tan değil, evrenden istemeye başladık. Her şeyi Allah’tan başka herkesten, her şeyden ister olduk.

Reels videoları çıkıyor karşıma. Zikir çeken kardeşlerim: "Spiritüel şeyler yaşamayı seviyorum, bu yüzden günde ... tane ... zikrini çekiyorum" diyor. Allah'ın rızasını kazanmak için, son nefeste bir kez "Allah" diyebilmek için çekmemiz gerekmiyor muydu zikri?

Kafamız çok karışık. Mutfağa girip "Bugün muhteşem şeyler hazırlayacağım" diyen şefin; keke tuz, çorbaya şeker, kurabiyeye pul biber katması gibi işlerimiz. Niyetsiz, niyesiz, acabalı... Bolluk bereket için mor cüzdanın peşine düşüyoruz.

Unuttuk çünkü sadakanın bereket sebebi olduğunu. Allah'a yakınlık sağladığını. Unuttuk verdikçe çoğaldığını.
Bakara Suresi 261. Ayet, 272. Ayet unuttuk.

Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurduğunu da hatırlamaz olduk:
“Sadaka malı eksiltmez. Allah affeden kulun izzetini artırır. Allah için tevazu göstereni Allah yükseltir.”
(Müslim, Birr, 258)

Astrologların ağzının içinden bir umutlu söz duymak için bekledik. "Para gelecek desin, bu sene zengin olacaksın desin, evleneceksin desin, parlayacaksın..."

Şimdi bir de cennet-yokçular, cehennem-yokçular çoğaldı. Bu kardeşlerim "Elhamdulillah Müslümanım" diyor. "Her şey içimizde" diyor. Eyvallah kardeşim, her insan iç dünyasında ya cenneti yaşar ya cehennemi. Kabul.
Ama cennet var, cehennem var!

Âl-i İmrân Suresi 133
Muhammed Suresi 15
Nisâ Suresi 56
Daha nice ayet, hadis...

İman esaslarından biri olan âhirete iman, cennet ve cehennemi de kapsar. Bunları inkâr eden kimse İslâm dairesinden çıkar.

Enerji çalışmaları var bir de. Bilinçaltı temizliği vs... Geçici rahatlama sağlayan, sonrasında daha büyük bunalımlara sebep olan temizlikler...

Zihin ve kalp temizliği için Allah zikri çekmemiz yeterdi. Hakiki olan çok saf, kolay ve huzur verici. Allah zikri! Tüm bunalımlara çare, tüm dertlere derman Allah!

Namaz farz da, zikir farz değil mi? "Canım isterse zikrederim" diye düşünüyoruz. O yüzden bitmiyor işlerimiz. Bir dağ gibi üzerimize yıkılıyor düşünceler, vesveseler...
O yüzden deli gibi arayıştayız. Hakikat yanı başımızda, biz onu arıyoruz. Şah damarımızdan yakın olandan başka her şeyden medet umuyoruz.
Tüm bu çabaların sonunda büyük buhranlara giriyoruz, çıkamıyoruz.

Zikir, farz ibadetlerden biridir. Farzdır. Öyle diyor Rabbimiz:
Bakara Suresi 152
Ahzâb Suresi 41-42
Ankebût Suresi 45

"Allah'ı anın" diyor ayet ayet... Kitabım başında, sonunda...


Birinden bir şeyler istemek duygusu var içimizde.
Ey eylül, aşk getir diyoruz.
Ey yaz, neşe ver bana!
 Bu isteme duygusu dolup taşıyor içimizde fakat yanlış yerde taşıyor. Sayıların eşiğine, falcının eteğine taşıyor. Boşa akan berrak bir su gibi israf oluyor dua etme arzumuz.
Halbuki hakikat olan ne kolay. Bir abdest alıp secde serip huzurda hüngür hüngür ağlamak ne kolay. Üzüntülerini, acizliğini BİR'İN huzurunda anlatmak ne huzur verici.

Bir de büyücülerden ağına düşmüş evli kardeşlerime şahit oldum. Sadece "Büyü var" deyip parayı alıp konuyu kapatsa iyi. Fitne tohumları ekmiş karı koca arasına. Evde kavga dövüş! Adam her kavgada fitneciye gidiyor, yine "Büyü yapıldı herhalde, boz" diye... İnsan bir kez vesvesenin kuyusuna düşmeyegörsün... Allah'tan başkasından medet ummayagörsün. Ne dert biter ne cinnet hali...

Diyorum ya çok karıştı önce kafamız, sonra kalbimiz, ardından ilişkilerimiz, evimiz, odalarımız... Suyun çeşmeden aktığını unuttuk, çöle düştük vaha arıyoruz. Yolcu olduğumuzu unuttuk, her durakta korunaklı bir ev arıyoruz. BİR olanı unuttuk, çoklukta boğuluyoruz. Niyetimiz iyilik fakat iyiliğin çok saf, sade olduğundan bihaber cafcaflı kelimelerin, sayıların, enerjilerin peşine düşüyoruz.

Ben, birçok bunalımın, nefsimden zuhur eden uçurumların kenarında yürümüş aciz bir kulum. Tüm bu yazdıklarım önce kendi nefsime. Tam düşecekken tutan, düştüğümde kaldıran, benden ümidini hiç kesmeyen Allah'a şükürler olsun.

Ben sözü bir büyüğümle bitirmek istiyorum. Diyor ki:
"Sen gerçeği olduğu gibi öğren güzel kardeşim. Gerçek tektir, herkese göre değişmez. Kalbinle deryaya dal ve onu öğren. Herkesin bir görüşü vardır ama o gerçek değildir. Gerçek Allah’ın belirlediğidir. O’ndan iste, O’ndan öğren. Ona akıl eremez, kalp ile ulaşılır. Aklımıza iman etmeyelim. Allah’a iman edelim. Akıl arıza yaparsa bizi perişan eder."

02.09.2025

Bahar Gökbarman

31 Ağustos 2025 Pazar

TÜNELİN UCUNDAKİ CÜMLELER

Karanlık nereye gitti?
Göğüs kafesimdeki o uğursuz basıncı da hissetmiyorum.
Zihnimde hiç susmayan ağızsız kulaksız kadınlar neredeler?
Bedenimi dinlenmiş hissediyorum, ne ara dinlendim hatırlamıyorum.
Tünele bir anda girmiştim. Bir anda çıkmış olmalıyım...

Ey eli dualı insanlar, verin elinizi öpeyim. Kim bilir hanginizin hatrına dindi gözlerden ırak iç fırtınalarım.
Neredeyse düştüğüm kupkuru kuyuda boğulacaktım.
Yazın ortasında soğuktan donacaktım.
Neredeyse iyilik adına yürüdüğüm yolda kaybolacaktım.
Ah o görünmez yollar... Hangi çölde, hangi okyanusta kaybolmak, o görünmez yollarda kendini yitirmek kadar çetin...

Düşünceler girdabından çıkmak için zahiri yollara düştüm. Tebdili mekân ferahlatır dediler. Attılar kalabalığın orta yerine. Rutinlerden, düşüncelerden, sorumluluklardan soyundum. Bedenen yoruldum, zihnen korundum.
Geceleri uyudum sandım. Körlüğüme derman sürülmüş meğer. Rüyalar beni terk etti sandım. Kalbim iyileşiyormuş meğer... Var mı ondan başka şifa veren? Seni ondan iyi anlayacak kimi bulabilirsin yerin altında ve üstünde?
Bilmezdim, okyanuslar, mevsimler, dertler, dermanlar, çöller, ormanlar hep içimdeymiş.

İnandım içimde büyük bir ülke var... Belki bir gezegen ya da gezegenler...
İnandım baharda açan sarı çiçeğim ben, sonbaharda kuruyup toprağa karışan bir yaprağım... Bir damla suyum ben, ateşim, havayım, denizim, maviyim ben...
Beni hayrete düşüren Bir imiş. Hangi güzellik bir akarsu gibi içimden aksa, hep Bir’imiş...

Parmak uçlarıma uçurum rüzgârları değdi sanırdım. Ellerimi boşluklar okşuyor, göğsüm basınç altında kuruyor... değilmiş, değilmiş!!!
Duyun ey insanlar, karanlık karanlık değilmiş. Tünel çıkmaz değilmiş. Ellerimi bir tutan varmış. Uçurum benden çok uzaktaymış...

Karmaşık bir rüya gibi geçen yıllarda sığındığım hep tutmuş beni. Korumuş beni benden. Duygular deryasında çırpınırken bembeyaz bir gemiye bindirmişler beni. Selam ve selamet giydirilmiş üzerime. Boğulmaktan kurtulmuşum.
Harfler bulanıklaşmamış. Kelimeler tertemiz beni bekliyormuş meğer. Ben olanları aynadan okumaya ısrar ettikçe harfsiz kalmışım. Dilsiz kalmışım... Gölgelere anlamlar yükleyip oyalanmışım. Renklere dalıp ıṣıktan habersiz yaṣamıṣım..

Yok, yok! Anam olsa dayanamazdı bana. Tüm dünya dönerdi sırtını idraksizliğime, duygusallığıma, körlüğüme, şükransızlığıma...

Duyun ey gönüller, Allah beni hiç bırakmadı!!!

25 Ağustos 2025 Pazartesi

ÇÖL GÜLÜ (RÜYA)


Bir şarkı mırıldanıyordun dilsizler sokağında.

Çöl rüzgârları esiyordu sesinde.
Züleyha ağıt yakıyordu,
Yusuf Allah’ındı.

Izdırap sinmişti gömleğine,
kalbime saplanıyordu sesindeki hasret.
Sesin, adın kadar güzeldi.

Rüyaydı;
gerçekten farkı sesinin varlığıydı.

Kapım aralıktı,
umut sızsın diye değil,
rüzgâr essin diye nefesime.
Ağlıyordum sessizce,
gözyaşlarım içimdeki yangından damlıyordu.

Rüyaydı;
gerçekten farkı kapımdaki aralıktı.

13.08.2025
Bahar Gökbarman

Günlüklerim 2


Yine geldim babacığım.
Sensizliğin memleketine ikinci gelişim… Yokluğun hâlâ ağır geliyor, alışamadım. İlk gençliğimde hiç sevemediğim bu küçük ilçenin her yanı seni hatırlatıyor. Ondaki seni seviyorum.

Yine geldim anneciğim.
Okul dönüşlerinde kapıdan karşılardın beni. Asansörün kapısını sen açardın, çiçek gibi kokun dolardı içime. Şimdi beyaz yaşmaklı, çiçekli fistanlı yaşlı kadınlara sarılıp hıçkıra hıçkıra ağlamak geliyor içimden. Tutuyorum kendimi, içime ağlıyorum. Rüyalarıma da gelmiyorsunuz, teselli bulamıyorum.

Bugün kabrinizi ziyarete geldim. Çocukları da getirdim. Ali’mi görmek yaşarken ikinize de nasip olmadı. Ali’mi görün istedim.

26.07.2025
Bahar Gökbarman

23 Temmuz 2025 Çarşamba

Günlüklerim 1

Yeniden doğmaya ihtiyaç duyduğum günlerdeyim.
Var mı, beni doğurmaya gönüllü bir ana?
Yürümek istiyorum cismimle değil, ruhumla.
Ağlamak istiyorum gözlerimle değil, kalbimle.
Susmak istiyorum dilde değil, zihinde.
Gözlerimin yanılgısından sıyrılmak istiyorum tek seferde.
Ateşin su,
kuyunun kapı,
kapının aralıklı olduğunu görmek istiyorum.

Tüm yollar içimde başlayıp içimde bitiyor.
Yine de kayboluyorum.
Hep yeniden başlıyorum.
Olsun, düsturumdur; O’nun uğrunda vazgeçmemek ve vazgeçmek
.
Bahar
12.07.2025
Liverpool/UK

YOL YORGUNLUĞU

Yaşamdan kalan bir yorgunluk hissediyorum saç diplerimde. 
Tüm yarım kalmışlıklarım kalbime göç ediyor. Yıllar, dolambaçlı yolları anımsatıyor bana. Yollar ise geride bıraktıklarımı....
 Yollar, çağlayan bir ırmak gibi akıp gidiyor ayaklarımın altından. Yol hiç bitmiyor, ömür tükeniyor. Zamana karşı gencecik bir kız gibi güzelliğini koruyor.
 Aklar benim şakaklarıma düşüyor. Benim göz çevremde beliriyor çizgiler, zamandan isabet eden oklar gibi.
 Yoldayken kanıyorum yaşama ve insana. Bu yüzden yol, aldanıştır içimde, dünyaya bakan yüzüyle. Hep varılacak bir amaca, bir şehre gebe. Ne duraklar son durak ne varış gerçek. 
Doğumlar oluyor içimde sessizce. Bu yüzden yol, sancıdır; yitirdikçe kat ettiğim, kaybettikçe kazandığım. Vazgeçtikçe ölüp yeniden doğduğum.

Bahar Gökbarman

21 Temmuz 2025 Pazartesi

Dosta Mektup 10

Yağmur yağıyor dedim, hayır ağlıyorsun dediler.
Çöl rüzgârları esiyor, hiçbir şey göremiyorum dedim; hayır, dünyanın tozuna bulandın dediler.
Bu ne güzel inciler dedim, inci değil onlar, istiğfar dediler.
Bu ne harlı ateş, dayanamıyorum dedim; ateş değil, gölgesi dediler.
Kuyu içinde kuyu, medet dedim; kuyu sandığın kapı dediler.
Anahtarsız kapılar ardında kaldım dedim; kapı aralıklı, it dediler.
Geçip karşıya kendimi izledim. Okumayı unuttuğum günlerin içinden geçtiğimi fark ettim. Neyi, niye yaşadığımı bilmediğim, beni huzursuz eden şeyleri görmezden geldikçe çoğalttığım gerçeğiyle yüzleştim.
Normal bir dönemden geçmediğim muhakkak. Kalbimin sıkışmaları uzun sürüyor. Bunalıyorum, usanç bırakmıyor yakamı. Allah’a ağlıyorum. Alıyorum elime kalemi, bir mektup yazıyorum Rabbime:

"Acziyetimin farkındayım Rabbim. İyi değilim, iyi olmaya gücüm yetmiyor. Gurbetin ortasında, yabancı yüzlerin arasında içimle ve dışımla dalgalanıyorum. Bazen suyu çekilmiş çatlak bir toprak gibi hissediyorum kendimi, bazen içinden yanan bir ağaç gibi... Bazen sıcak yaz günlerinde esen serin bir rüzgârım, kimi zaman kabirde yaşayan bir canlı.
Benim çarem sensin Rabbim. Ben kendime çare bulamıyorum. Anlatsam anlayanım yok, ağlasam gözyaşımı silenim...
Acziyetimin farkındayım. Bildirdiğin kadar biliyorum nefsimdeki marazları... Şifa veren sensin; kime gidilir ki başka?
Sihirli değneğimle geldim sana Rabbim, dualarımla...
Ucu harflerden, ortası kelimelerden, sonu göğe süzülen dualardan oluşan...
Kullarına en güzel hediyendir o değnek; karanlığa ışık, çıkmazlara merdiven, boşluklara dayanak olan. Öyle bir sihirli değnek ki, kelimelerden bulutları olan, gözyaşı yağmurları yağdıran...
Avuçlarıma çarpan sıkıntılarım sana âşikâr.
Kimsenin duymasını istemediklerimi dilsiz, kelimesiz, harfsiz anlatırım sana, bilirsin. Dudaklarım kıpırdamaz fakat gözlerim taşan nehirlere döner. En çok da o zaman dolup taşar sevgin gönlümde.
Verdiklerine şükürler olsun Allah’ım. Vermeyerek koruyup gözettiğin için de şükürler olsun.
Sen yalnız bırakmazsın. Yollar dar, dolambaçlı, çukurlu ve yılankavi. Ama yoldaşım sensin.
Zihnim bulanık, kalbim karışık, gözlerim nemli. Ama dağınıkları toplayan sensin.
Bir öyle bir böyleyim. Senden uzak düşüren her öyleliğim, böyleliğim susuzluktur bana. Ummanım sensin. Bir damlayım. Beni senden uzaklığın ateşinde kurutma."

Kalemi öpüp masama bırakıyorum. Omuzlarımdaki ağırlık uçup gidiyor. Onun uğruna kullandığım her kelime göğe ağdıkça bir yıldıza dönüşüyor. Nefesim umutla doluyor.
Haykırmak istiyorum dağa, taşa, yıldızlara, bulutlara, şimşeğe, yağmura:
Ey dünya,
Ey dağlar,
Ey taşlar,
Ey yalnızlık,
Ey ayrılık,
Ey gölge;
Benim bir Rabbim var.
Benim Rabbim Bir.
Hangi fırtına kırabilir dallarımı!
Allah var,
Allah var,
Allah’ım var.

Bahar Gökbarman
20.07.2025

1 Temmuz 2025 Salı

Ruh Manifestosu


Yazıyorum!
Öyleyse yaşamaya değer.
Karanlık köşelerime ağ örmüş her menfi düşünceyi temizliyorum ıtırlı kelimelerle.
Bir filtre ile geziyorum zihnimin içinde.
Pelteleşmiş arzuların, ışıksız kalp çarpıntılarının ve aykırılıkların geçmeye delik bulamadığı altın bir filtre...

Ben yazarken savaşlar oluyor içimde, harfler cehaletimi yeniyor.
Firavun sular altında kalıyor. Nuh'un gemisi yükseliyor. Yeni sayfalar açılıyor peşin sıra.
Kalem gözlerimin önünde parlıyor.

Yazıyorum!
Öyleyse yıldızlardan oluşan bir tespihin tanesiyim ben!
Gecenin karanlığında yanıp yanıp söner bana giydirilen.
Ne kalem benim, ne de yıldız!
Memnunum emaneti kalbimin ellerinde taşımaktan.

Yazıyorum!
Öyleyse aşk bana kalemden damlar!
Bu yüzden ağaçları öpmek delilik değildir. Kalemin evidir onlar.
O kalem ki şahittir tarihe, toprağa, havaya, suya ve aşka...
O kalem ki ilk yaratılan... kıyamete kadar yazan... aşkın yanı başında.

Sizin olsun atlaslar, ipekler, kaşmirler!
Kalemi giydirin bana. O bensiz yapabilir, ben onsuz içi boş bir ceviz gibi kalırım ortada...

Sizin olsun güç, tarih, savaş ve toprak...
Bana "Elest bezmi"ni hatırlatan kalemin yolunu açın.
O yolda aydınlık adımlar bırakan ruhların izini süreyim.
Yeniden doğursun beni bir ana.

Ey Kalemin, aşkın, kelimelerin ve harflerin Rabbi!
Muradın muradım olsun.
Ey dört kitabın Rabbi!
Muradın muradım olsun.
Ey acizlerin, mazlumların, gözü yaşlıların Rabbi!
Muradın muradım olsun.
Ey damlanın, ummanın Rabbi!
Beni bana bırakma!

Bahar Gökbarman
24.06.2025

27 Mayıs 2025 Salı

DOSTA MEKTUP 9



Sevgili,

Aşk dedim adına, nakışında titredi kalbim.
Sonrası ızdırap çölleri...
Kurumuş güller gibi savruldum; bahardı mevsim.
Senin olanı kime versem, ızdırabın ortasına düştüm yani...
Sana ait olan, kimseye yakışmadı.

Kimse yoktu... Sen vardın ya.
Kimse silmedi gözyaşlarımı, sen sildin hani.
Topladım neyim var neyim yoksa, sana taşındım.
Seccade dediler adına; evim dedim. Evim!

Gülen gözlerimin ardındaki yangınlar sönsün diye, kimseye "eman" demedim.
Dilimin ucundaki kelimeler yandı,
Kalbimi duman sardı.
Şakaklarımdaki aklarda izi kalan bu ızdırabın
Ve uykusuz sabahlarımda seccademi ıslatan çaresizliğimin şahidi sensin.

Bana senin sevmelerin gerek.
Kimi sevdiysem, sevdiğim sendin.
Kime güldüysem, güldüğüm sendin.
Kimi gördüysem, gördüğüm sendin.
İçim sana ayan,
Kalbim apaçık huzurunda.

Topla beni, dost...
Beni savaş meydanında yalnız bırakma.
Beni yaralı bırakma.
Beni yetimliğime,
Beni öksüzlüğüme,
Beni kumlara, çöllere, güllere,
kılıca, kana bırakma!

Beni gözyaşı deryasında,
Hüzün kuyusunda,
Balığın karnında,
Kırgınlıkların soğuğunda bırakma.
Beni vesvese çamurunda,
Uğultulu seslerin arasında,
Yersiz yurtsuz duyguların sağanağında bırakma.

Beni bu dünyaya gönderirken muradın neydi, Ya Rab?
Giydir kalbime o muradını.
İşle nakış nakış ruhuma, nefsime, bedenime...
Kalbim, muradın olsun.


22.05 2025 
Liverpool

22 Mayıs 2025 Perşembe

DOSTA MEKTUP 8

I

Sevgili,

Kendimden sana kaçtım. Kurak düşüncelerimin susuzluğundan, şefkat umanına döndüm yüzümü. Kur’an ayetlerine sığındım, balığın karnında sana sığınan Yunus gibi. 

Yalnızlığım senden uzaklığımdı. Uzaklığım azabımdı. Kılıç gibi kuşandım Nas'ı, Felak'ı...

Savaş kolay değildir aciz olana. Acizliğimi huzuruna serdim. Acizliğime yapışan, kendimi bilmezliklerimle hiçbir yere sığamadım. Huzurundan başka evim yok.  

Beni bana, beni kullarına, beni seni kaybettirecek eylemlerin gölgesine bırakma. İç dünyamı darmadağın eden karamsar düşüncelerden sana sığınıyorum. Senin çizdiğin hudutları kalben, fikren, ruhen veya fiilen aşmaktan sana sığınıyorum. 

Ne vermediysen hayrıma idi. Ne verdiysen hayrıma idi. Senden başkasına meyletmenin cahilliğine çokça düştüm. Annesinin ellerini bırakıp sağa sola koşan çocuk gibiydim; canım acımayana kadar geri dönmedim. 

 Yarım ve eksik her işim... Bir güneş daha batarken ömrümden, zenginliğim şefkatindir. Dayanağım affındır. Umudum sevgindir. Evim seccademdir. 

 Beni kimseye bırakma Rabbim. Beni bana bırakma. 


Bahar Gökbarman

Liverpool

16.05.2025

En yeni

İÇERDEKİ KİTABI OKUMAK

Penceremin hizasında, boynunu sokağa doğru eğip etrafı aydınlatan sokak lambası tanır beni. Onu izlerken hüzün denizine nice göz...