27 Nisan 2025 Pazar

İlk Ellerim (deneme)


Babamın elleri olgunlaşmış bir pamuk kozalağı gibiydi. Babam elleri için yaratılmıştı. Elleri ile budardı gül ağaçlarını. Elleri ile sulardı çimleri. Elleri ile okşardı çocukların saçlarını ve gülüşünü.  Çocuklar babam için mühim meselelerin küçük insanlarıydı. O yüzden öperdi kalbimizden elleriyle.  

Annemin elleri ne ekse göverecek, neye dokunca aydınlatacak kadar şefkatliydi. Annemin gözbebeklerinde ceylanlar berrak sulara eğilip güven içinde su içerdi. 

Annem bir iyilik yaptığında babamın ellerini kullanırdı. Kimse görmezdi annemin ellerini. Babamın ellerinin gölgesinde annemin billur kalbi vardı. Annem, babamın gösterişsiz ilhamıydı. 

Annemin ağzında pembe güller açardı. Benim gözlerimde annem hep yazdı, bahardı. Annemin gözlerinden anlardım mevsiminin değiştiğini. Kış gelince, yanakları gözyaşının tuzundan kızarırdı. Buğulanırdı bakışları. Annem kış olunca güneşi azalırdı. Gökyüzünde göremezdim bir türlü eleğimsağmayı. Çocukluğum ıssızlaşırdı.  

Babam insanları ve kedileri ağırlardı uzun sofralarda. İnsanlar ağzına lokmayı götürdükçe, babamın yüzünde, annemin gözleri yanıp sönerdi bir şefkat ışığı gibi.  

Arefe günleri babamın elleri ellerimi tutar beni bayramlık almaya götürürdü. ilçenin esnaf abisi mağazada bir sandalye getirirdi babama. Babam oturur alışveriş yapmamı izlerdi. Bir keresinde deniz mavisi bir bluz ve paçaları pembe çiçek işlemeli bir kot pantolon almıştım. Bir elimde bayramlık elbiselerim diğer elimde babamın elleri. O akşam yanı başımda mavi bluzum ve çiçekli pantolonum ile sabaha annemin sesinin doğmasını bekledim.  

Bayram sabahları annemin seher vaktiyle yıkanmış sesiydi. Yayılırdı odaya sesinin rahiyası. Uykunun en tatlı halkasıyla, bayramlık kıyafetlerimin heyecanı beraber yükselirdi içimde renkli balonlar gibi. Kız kardeşlerimle uyanır uykulu gözlerle bayramı selamlardık. Babam bayram namazından dönünce gül dalları gibi onu karşılardık. Annemin şavkı vururdu alınlarımıza. Babamın ellerini de aydınlatırdı.  

 Her bayram sabahı dudaklarım babamın yumuşak ellerine gömülürdü. Annemin incitmeden öpen dudakları yanaklarıma beyaz güller bırakırdı.  

Babam ve Annem Allah’a hayran kalmam için çocukluğuma tüneyen iki güvercindi. İlk

öğretmenlerim, tuttuğum ilk iki çift güvenli eldi.  

Bir gece vedanın kesik ve sızılı renkleri kalbime indi. Annemin  ıslak ve kınalı saçlarına son kez dokundum. Annem ölürken bir gelin gibiydi.  

Babam dört bahar daha gül budadı, gül dikti. Dört bahar daha hayran olduğu mevsimi izledi.  

Gül kadının toprağına gül ekti. Beyaz gülünü toprakken sevdi.  

 Bir sabah vedanın kesik savruk ve gurbetten renkleri kalbime indi. Son defası, son kez görmesi, son kez dokunması yok.  Babam ölürken mersey nehrine ağladım. Yanık üşümesine tutulmuş kalbimle her sabah yeniden uyandım.  

  

Bahar Gök Barman 

 

ÇÖL IZDIRABI (ÇÖL GÜLÜ)




İnsanın koklayamadığı bir gülü tüm anlamlı kelimelerle sulaması akıl işi değil. Bu yüzden kalbimden geçen tüm cümleleri gözyaşımla yaktım.   

 Sana ait şeyleri kar taneleri gibi tuttum içimde. Yağdıkça yollarımı kapladılar. Sonra kar kuyularına saldım her taneyi. Yollarım açıldı.  Yüklerimden arındım. Seni yük olarak görmem kalbimin hissi değildi. Akıl işiydi. Kalbim seni kıyamete kadar taşısa yorulmazdı.   

Şiire sığınmak istedim. İnsan yanarken yanardağa sığınır mı? Akıl işi değil. Oradan da kaçtım.   

Senin suladığın ağaçlarda çiçekler açarken, ellerinden ırak bir ağacın dalları kurudu. 

Senin sesinle uyanan bir bahçe güneşi içerken, sabaha sessizliğinle uyanan bir kentin gülleri açmadı. 

Kalbimden geçen tüm mümkünsüzlüğünü kabul ederek senden her dilde vazgeçtim. Tüm dilsizliğimle yorulmaya devam etti kalbim. Denizlerim çekildi. Yosunları kuruttu güneş. Yol alması gereken gemiler kuma battı. Mevsim ne olursa olsun bir türlü ısınmadı ellerim. 

Seni bekleyememenin, seni hiçbir kelimeyle istememenin, seni hiçbir dilde yaşamamanın yorgunluğunu hissettim.   

Mümkünsüzlük denizinin dalgaları çarptı kalbime. Aynı sahile vuran balıklar birbirinden habersiz öldü. 

 

  Biz hem vardık hem yoktuk 

DALGALARIN SESİ (ÇÖL GÜLÜ)




 

Kalp atışlarımı avuçlarımda hissedecek kadar yoruldum. Gözbebeklerim izinsiz titreyişlere teslim edecek kadar yoruldum. Çocukların sessizliğine gözyaşımı sığdıracak kadar... 

Güneşten korkacak kadar yoruldum. 

Yarını sisli bir umut içinde bekleyecek kadar yoruldum.  Silik, net, yalın ve çetrefilli havalardan yoruldum.  Candan, can alıcı bakışlardan, itirazlardan itiraflardan, bitmek bilmeyen iç savaşlarımdan yoruldum. Kılıç kuşanan kalbimin çarpıntısından yoruldum. 

 Kolaydı savaşmak kalbimin tarafsız kaldığı zamanlarda.  

Zamanın var ile yok arası oyalamalarından yoruldum. Heyecan ve korku meydanlarından yoruldum.   

Sarılmak ve itmek arzusu aynı anda sarıyor kalbimi. Kendimi kabul edişin ve reddedişin kıyılarında yıpratmaktan yoruldum. Şafak bir türlü sökmedi. Uzayan alacakaranlıktan yoruldum. 

Yazdım ve ağladım. Kirpiklerim kalbim gibi ağırlaşınca başımı eğdim.  Yazdım, dağıtmak için gözlerimin nemini. Bugün ruhum ve bedenim kavgaya tutuştu yine.  Kalbim irademi okşuyor bir ışığı kucaklar gibi.  

Asla tamamlanamaz bir resim var elimde kelimelerden ibaret. Elimde dört yap-boz parçası. Hiçbiri birbirini tamamlamıyor. İkisi aynı renk, aynı ton. Yan yana koyacak gibi oluyorum. Yan yana durmuyor. 

Yoktun ve bedenimin yorgunluğu doldururdu geceleri. Varsın, kalbim sular altında kaldı. Gecelerim varlığın ile yokluğunun arasında ıslandı. Bir yangın bir üşüme gibisin. Aykırılıkların arasında hiç olmadık anda açan bir çehresin. Kurtlar uluyor içimde. Yeniden çocukluğuma dönüyorum. Yoksun. Bu kadar yokken kendimi bulamayacak kadar çoğaldın içimde. Donuk bir ışıltı gibi kaldı vicdanım kalbimle düşüncelerimin terazisinde. Güceniğim kendime. Insan ancak kendine gücenikken yorulur böyle. 

Yeryüzündeki tüm yolları yürümek istiyorum. Ipil ipil süzülüp ak diye içimden. O kadar çoğaldın ki gözbebeklerimde, aynalarda gözlerimi göremiyorum. Umutsuz bir yol gibisin, kaldım içinde.  

Tahammül edilmez bir avuntu kırıyor evimin pencerelerini. Tüm bunlardan kaçıp yaslanmak istiyorum bir omza bir kalbe.  Dayanaklarım arasında yoksun. Tablomda yok kirpiklerin.  

 

İşte böyle bir hikâye... Kendi dünyamda bir güneşken, senin dünyana yansıyan bir ışık gölgesine hayran olan aksime kırgınım. 

 

Bahar gök barman 

07.02.2024 

 

 

DOSTA MEKTUP 5



 

Kime gideyim, ey dost? Sen bilirsin, ben o kulunla çok sınandım. Yolun başında hissettiğim o güzel duyguları kaybettim. Bana sözlerini kurşun gibi fırlatanların karşısında gülüşüm soldu. Yılların yükü altında sevdayı, sevdaya olan inancımı ve hatta kendim için yaşama sevincini yitirdim. Hislerimi sağa sola saçıp israf edenlerden yoruldum. 

 Bu yorgunluk, bir mevsim olsa kış, bir eşya olsa içi bomboş bir buzdolabı, bir insan olsa cansız bir beden olurdu. Gidecek hiçbir yerim yok, sıkışıp kaldım. Gözlerime bakan iki evladımın yanında, gözlerindeki sevinci kaybetmiş bir anne olarak duruyorum. 

Bu, sana yazılı yakarışımdır. Medet, medet, medet, Ya Rab! 

Senden uzaklaştıkça dağılıyorum. Ruhumda uzak düşüşlerimin izleri var. Dünya denizine daldım, telaşım içimde büyüyor, her şey pembe bir aldanış gibi görünüyor. Ama biliyorum, kaç kez düşersem düşeyim, yine sana geleceğim. Dilersen “devamlı gelen” de bana, dilersen “devamlı düşen'' Ne fark eder? Senin kapın benim tek sığınağım, eşiğini merhem diye kusurlarıma sürüyorum. 

Kalbim daraldığında senin kapında ferahlıyorum. Ben bilmem, sen bilirsin. Ben, düşüşlerimden arta kalanım. Ben, toza bulananım, ağlayıp unutanım. Ben, şefkatine muhtacım. 

 

Bir kez tattım acziyetin huzurunu. Ondan daha tatlı bir hâl yok bana. Sevmelerin, sevilmelerin çemberinden döne döne geçtim ama hiçbir sevgi, senin sevgin gibi sarıp sarmalamadı beni. 

 

Yazamadığım her şeyi gözyaşlarımla anlattım. Cümlelerim gözlerimden süzüldü. Tutunmaya çalıştığım her varlığın gölgesinde ağladım. Dağıldığım çöller hüznümü yuttu, yalnızlık süngerden bir kuyu gibi içime çekti tüm kelimeleri. 

 Ve yine sana geldim, Ya Rab! 

 

En yeni

İÇERDEKİ KİTABI OKUMAK

Penceremin hizasında, boynunu sokağa doğru eğip etrafı aydınlatan sokak lambası tanır beni. Onu izlerken hüzün denizine nice göz...