Kime gideyim, ey dost? Sen bilirsin, ben o kulunla çok sınandım. Yolun başında hissettiğim o güzel duyguları kaybettim. Bana sözlerini kurşun gibi fırlatanların karşısında gülüşüm soldu. Yılların yükü altında sevdayı, sevdaya olan inancımı ve hatta kendim için yaşama sevincini yitirdim. Hislerimi sağa sola saçıp israf edenlerden yoruldum.
Bu yorgunluk, bir mevsim olsa kış, bir eşya olsa içi bomboş bir buzdolabı, bir insan olsa cansız bir beden olurdu. Gidecek hiçbir yerim yok, sıkışıp kaldım. Gözlerime bakan iki evladımın yanında, gözlerindeki sevinci kaybetmiş bir anne olarak duruyorum.
Bu, sana yazılı yakarışımdır. Medet, medet, medet, Ya Rab!
Senden uzaklaştıkça dağılıyorum. Ruhumda uzak düşüşlerimin izleri var. Dünya denizine daldım, telaşım içimde büyüyor, her şey pembe bir aldanış gibi görünüyor. Ama biliyorum, kaç kez düşersem düşeyim, yine sana geleceğim. Dilersen “devamlı gelen” de bana, dilersen “devamlı düşen'' Ne fark eder? Senin kapın benim tek sığınağım, eşiğini merhem diye kusurlarıma sürüyorum.
Kalbim daraldığında senin kapında ferahlıyorum. Ben bilmem, sen bilirsin. Ben, düşüşlerimden arta kalanım. Ben, toza bulananım, ağlayıp unutanım. Ben, şefkatine muhtacım.
Bir kez tattım acziyetin huzurunu. Ondan daha tatlı bir hâl yok bana. Sevmelerin, sevilmelerin çemberinden döne döne geçtim ama hiçbir sevgi, senin sevgin gibi sarıp sarmalamadı beni.
Yazamadığım her şeyi gözyaşlarımla anlattım. Cümlelerim gözlerimden süzüldü. Tutunmaya çalıştığım her varlığın gölgesinde ağladım. Dağıldığım çöller hüznümü yuttu, yalnızlık süngerden bir kuyu gibi içime çekti tüm kelimeleri.
Ve yine sana geldim, Ya Rab!

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder