22 Ocak 2026 Perşembe

DOSTA MEKTUP 14

Ey yabancı memleketlere düşmüşlerin Rabbi,
Ey her yolu deneyip yöntemsiz ve çaresiz kalanların Rabbim,
Ey sevdiklerine karşı kalbi usançla dolanların Rabbi,
Ey çıkış yolu bulamayanların Rabbi,
Ey dünya hayatı omuzlarına ağır gelenlerin Rabbim,
Ey kimsesi varken kimsesiz hissedenlerin Rabbi,
Ey yaşamı kalabalık olup kalbi yapayalnız olanların Rabbi,
Ey Rabbini kaybetmekten korkanların Rabbi,
Ey çaresiz ellerin Rabbi,
Ey çaresizlikten ıslanıp duran gözlerin Rabbi,
Ey yoldaşı varken yolda yalnız yürüyenlerin Rabbi,
Ey yetim diye güçsüz görülen kulların Rabbi,
Ey öksüz diye dayanaksız görülen kulların Rabbi,
Ey günahları kalp gözünü örten pişman kulların Rabbi,
Ey vazgeçenlerin Rabbi,
Ey secdede ölenlerin Rabbi,
Ey içi yanarken susanların Rabbi,
Ey nefsine değil Rabbine güvenenlerin Rabbi,
Ey zemheride de rızıksız bırakmadığın hayvanatın Rabbi,
Ey baharda yeniden dirilen nebatatın Rabbi,
Ey ecnebiler arasında başında ayetle yürüyen kadınların Rabbi,
Ey nahoş bakışlara maruz kalan Müslümanların Rabbi,
Ey kaldırım kenarında, yağmurun altında kanadı kırık bekleyen kuşun Rabbi,
Ey kalemin Rabbi,
Ey kelimeler topluluğunun Rabbi,
Ey nefesin Rabbi,
Ey kendisine yapılanlara rağmen intikam almayanların Rabbi,
Ey namazı niyazı var diye küçük görülenlerin Rabbi,
Ey kalbi kırıla kırıla un ufak olanların Rabbi,
Ey maddi manevi hakkı yenenlerin Rabbi,
Ey ilk şehit olan Sümeyye Annemizin Rabbi,
Ey ilk inanan Hatice Annemizin Rabbi,
Ey kadınların Rabbi,
Ey Rahman,
Ey Rahim.
Yollarımdaki sisi dağıt.
Kalbime çöken karanlık bulutları dağıt.
Ne dilersen o olsun, kolaylaştır Rabbim.
Ne dilersen o olsun, beni bırakma Rabbim.
Ne dilersen o olsun, korkuyorum Rabbim.
Nasıl dilediysen öyle olsun, beni bana bırakma Rabbim.
Nasıl dilersen öyle olsun, beni kullarına bırakma Rabbim.
Çok yorgunum; ümidim yalnızca sensin, dayanağım yalnızca sensin.
Nasıl dilersen öyle olsun. Yalnızım, kimsem sensin.
Nasıl dilersen öyle olsun Rabbim.
Senden gelecek her hayra öylesine muhtacım ki.

Bahar Gökbarman
22.01.2026
Liverpool

3 Ocak 2026 Cumartesi

Bir Yılın Ardından Kendime Notlar


Yeni bir yıla girdik. Günlerdir geçip giden yıl nasıldı diye soruyorum kendime. Sinirli ve yorgun hâllerimi anımsıyorum; silik bir rüya gibi. “Başka?” diyorum, “başka ne yaşadın?” Döktüğüm gözyaşları geliyor aklıma. Geçen günleri hatırlamakta neden bu kadar zorlandığımı bilemiyorum ama düşündükçe içimde bir rahatlama hissi beliriyor.

Otuz beşinci yaş günümü hatırlıyorum. Yaş aldıkça “abla” kelimesini daha fazla duyduğumu fark ediyorum. Teyzeden hafif olsa da epey ağır bir kelime gibi çarpıyor kulağıma. “Düz Bahar’ım ben, dümdüz” diyesim geliyor bana abla diyen herkese. Artık her sene otuz beşi mi kutlasam acaba diye düşünüp gülümsüyorum. İki ara bir derede yazdığım denemeleri, hikâyeleri ve mektupları hatırlayıp kendimi tebrik ediyorum.

Fark edişlerimi, akledişlerimi hatırlamaya çalışıyorum. Dışarıdan belli olmasa da içeride çok savaşlar kazandım. Hepsi Allah’ın yardımıyla. Çok şey fark ettim. Mesela duygular dizginlenmeyince nefsin elinde nasıl bir silaha dönüştüğünü, kalbi nasıl nişan aldığını gördüm. Vazgeçmenin de bırakmanın da bir anda olmadığını; insanın bunu adım adım öğrendiğini fark ettim. Bir tek ölenin ardından yas tutulmadığını, veda edilen “ben”lerin de yası olduğunu yaşadım.

Bazen çok bilge olmanın da yolda ilerlemeye engel olabileceğini tefekkür ettim. Mevlânâ’nın kitaplarını havuza atan Şems’i bu yüzden anladım. “Çok okumuşsun, beynini doldurmuşsun” diye müridini uyaran Allah dostunun ne demek istediğini kavradım. Bilmek putunu nefsime kalkan yapıp kibrin kızıl sularında yüzmekten korktum ve Allah’a sığındım. Oruca, namaza, amele değil; onları da var eden Allah’a güvenmem gerektiğini yeniden hatırladım.

“Küçük cihattan döndük, şimdi büyük cihada gidiyoruz.” diyen Efendimiz’i en çok da şu geçen son iki yılda anladım. İster nefs ülkesi deyin, ister ego ülkesi; en büyük savaşın orada verildiğine ṣahit oldum. Dilemma ordusunun orta yerinde Allah’a sığındım.
Seslerin gücüne şahit oldum. Ruhun sesi, nefsin sesi, kalbin sesi, vesvesenin sesi… Kulak kabarttığı sesin rengine bürünürmüş insan; yaşadım.

Dualarıma dualar kattım. “Ya Rab, yaşama sevincimi daim eyle” derdim. Sonra “Ya Rab, istikametinden ayırma” diye dua etmeye başladım. O’nun yardımı olmasa iyilik edemeyeceğimi ve yazamayacağımı yeniden anladım. O’nun istemediği hiçbir şeyin, ben istesem de olmayacağını idrak ettim. Bir dönem yüzüme kapanan kapıların benim için hayırlı olmayan sapaklar olduğunu gördüm.

Korkularımı düşündüm. En değerli korkumu, tüm korkularımın arasından alıp kalbime bir inci gibi yerleştirdim: Allah’ı kaybetme korkusunu. 

Hayalleri erteleyecek zamanın artık kalmadığını derinden hissettim ve hayallerimin ardındaki niyetlerimi yeniden yokladım.

Yazmak istiyordum. Yazıyordum. Neden? Çünkü ruhum yanılmış olamazdı. Bu, Rabbimin yapmamı istediği kıymetli şeylerden biriydi. Dosdoğru istikamette, iyilikle ve güzellikle yazmak… Geçtiğim karanlıklardan bana sızan ışığı herkesle paylaşmak… Bilinmek, övülmek için değil; Allah için yazmak. Yazdıranın Allah olduğunu bir saniye bile aklımdan, kalbimden çıkarmadan…
Okuyorum. Neden? Çok bilmek için mi? Öğrenmek, uygulamak için çabalamak; öğrendiğimi paylaşmak için. Bilginin kibrinden ve faydasız ilimden Allah’a sığınırım.
 Aşamadığım imtihanlarımı fark ettim; aşamadığım için tekrarlayıp duran…  Onlar için Allah’tan yardım istemekteyim. 

Allah’ın dilediği gibi temiz bir hayat yaşamak, iyi bir kul olmak, iyilik halkasından hiç ayrılmamak dileğimdir. Yolda yolumu kaybetmekten Allah’a sığınırım.
Allah’ım, sevdiklerime değil Sana, nefsime değil Sana, yola değil Sana, hayallerime değil Sana, bilgiye değil Sana güveniyorum. Kulun kalbine muhabbeti koyan Sensin. Nefsi hastalıklara da bedeni hastalıklara da şifa veren Sensin. Ahir zaman fitnelerinden bizi koru. Âmin.

Bahar Gökbarman
01.01.2026

En yeni

İÇERDEKİ KİTABI OKUMAK

Penceremin hizasında, boynunu sokağa doğru eğip etrafı aydınlatan sokak lambası tanır beni. Onu izlerken hüzün denizine nice göz...