25 Nisan 2026 Cumartesi

içimizdeki Zezè

Şu köşede azıcık yalnız kalmama izin verirseniz, yerinden çıkıp masaya dağılmış klavye tuşlarına benzeyen duygularımı toparlayabilirim. Güneşli bir günde bir fincan kahve içip bir hurma yemek, yüzde beş olan şarjıma priz ve şarj aleti etkisi yapabilir.
Siz sabah uyanınca neler yapınca bakımlı hissediyorsunuz? Ben, abdest üzerine karanfilli el kremi sürünce kendimi pambık prenses gibi hissediyorum.
Sizin de zihninizde tükenmez kalemle yazılmışçasına silinmeyen ve her sabah yenilenen bir yapılacaklar listesi var mı? O listede en çok neyi ihmal ediyorsunuz? Ben en çok kalbime iyi gelen eylemleri ihmal ediyorum. Bu yüzden tüm sayfaya tik de atsam, günün sonunda o listeye Türk kahvesi dökülmüş gibi hissediyorum.
Zor günler geçirdiğinizde çocukluğunuzdaki hangi insanı düşünüp durursunuz? Kim gelir rüyalarınıza? Benim kalbim daralınca annem gelir rüyama. Güzel sesiyle daralan köşelerine çiçek tohumları atıp gider. Eğrelti otu gibi boy veren kaygılarımı bazı geceler Rabbim annemin sesiyle temizler.
Onsuz yeryüzünde dokuzuncu bahar. Fakat annem, içimdeki mevsimlerde beni hiç bırakmadı. Anne kelimesi Güneş’e ne kadar benziyor. Güneş, insana Allah’ı ne güzel hatırlatıyor.
Çok konuştum, azıcık da Zezé ve Adam konuşsun.
“Hele güneş, Zezé. Tanrı’nın güneşi. Tanrı’nın en güzel çiçeği. Tohumları sıcacık saran, yeşerten güneş.”
Her şeyi olgunlaştıran güneş… Mısıra rengini veren, nehrin sularını berrak hâle getiren.
“Tanrı’nın güneşi bu kadar güzelse, bir de ötekini hayal et.”
Şaşırıp kalmıştım.
“Öteki mi? Öteki güneş mi? Bildiğim tek güneş bu, o da zaten kocaman.”
“Daha da büyük, başka bir güneşten bahsediyorum. Her birimizin yüreğinde doğan güneşten… Umutlarımızın güneşinden… Düşlerimiz uyansın diye göğsümüzde uyandırdığımız güneşten.”
“Adam, sen de şairsin, değil mi?”
“Hayır. Sadece güneşimin önemli olduğunu senden önce fark ettim, hepsi bu.”
“Ya benimki?”
“Senin güneşin hüzünlü, Zezé. Yağmur yerine gözyaşlarıyla kuşatılmış bir güneş. Sahip olduğu gücü, yeteneklerini henüz kavrayamamış bir güneş. Senin bütün anlarını henüz güzelleştirememiş bir güneş. Küçük, biraz mızmız bir güneş.”
“Yapmam gereken ne?”
“Pek az şey. İste, yeter. Ruhunun pencerelerini aç, birtakım nesnelerin ezgileri içeri dolsun. Sevgi dolu anların şiiri…”
Siz de arada bir içinizdeki Zezè ile konuşuyor musunuz? Çok akıllı olanlar konuşamıyormuş. Biraz deli olmak ne harika bir nimet. Aklın geri kalanını koruyor.
23 Nisan kutlu olsun Zezè'm. 

23.04.2026
Liverpool
Bahar Gökbarman
 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

En yeni

İÇERDEKİ KİTABI OKUMAK

Penceremin hizasında, boynunu sokağa doğru eğip etrafı aydınlatan sokak lambası tanır beni. Onu izlerken hüzün denizine nice göz...