Ey Nur! Selam olsun sana! Zira karanlıkların değeri seninle bilindi. Ey Zulümat Selam olsun sana! Zira, nurun değeri seninle bilindi.
(A'mak-ı Hayal)
Yoldan habersiz yoldaydım. Ne filmin ne de o filmin başrol oyuncusu olduğumun farkındaydım. İyilikten bir şehir inşa etmek istiyordum nefsimden bihaber. Barış istiyordum, içimde verdiğim savaşın bilincinde değilken. Bedenime sıkışan ruhumun feryatlarından habersiz, zalimleri kınıyordum. Kınadıkça temizlendiğimi sanıyordum; kalbimi saran zifti göremiyordum.
Acıkan ruhumdan bihaber doyurmayı, paylaşmayı bilmeyen zengine yüz ekşitiyordum. Sınanmadığım meselelerin kahramanıydım. Yeryüzünde işlenen her günahın ağırlığını değil, bende zuhur etmeyişinin rahatlığını yaşıyordum.
Çok sonra anladım kendi yolumda, evini arayan bir yolcu olduğumu. Yeryüzünde işlenen her günaha istidadı olan bir nefsi taşırken, kendimden emin olamayacağımı.
Gözlerime bir kusur aynası takıldı. Kimin kusurunu görecek olsam, kendi kusurlarımın kısa filmi oynatılıyor o aynada.
Gözlerimdeki aynalar konuşmaya başlayınca gördüm, kendi yapıp ettiklerimle düşünmeden söylediklerimle bir karanlık büyüttüğümü.
Dili geçmiş zaman ile konuşuyor olmam yanıltmasın sizi. Tüm fark edişlere rağmen yine düştüm, kınadım, yaralandım, kusurlar işledim, yolumu kaybettim, kelimeleri israf ettim, unuttum.
Yolda yürürken nasıl kaybolmayacağımı öğrenemedim ama kaybolunca kimin kapısına gideceğimi biliyorum.
Fark edişim kendi ellerimle ve dilimle çoğalttığım karanlıkları kusarken önüme, onları hangi nehrin akan suyuyla yıkayacağımı biliyorum.
Bir kaplumbağa misali yol yürürken benden beklenenin düşmemek olmadığını anladım. Benden beklenenin kusursuzluk olmadığını gördüm.
Düşünüyorum da ne çok hayaller kurardım iyi niyetler üzerine. Sonra bir fırtına çıkar alıp götürürdü hepsini. Sorgulardım, neden, nasıl, niye? Sonra, tam zamanında cevaplanırdı sorular. Olmadı diye üzüldüğüm hayallerin önündeki perdeler kalkardı. Yaratanın göremediğim şefkati, perdeler kalkınca ışıldardı.
Doğru olanı öğrense de unutuyor insan. Unutup yeniden düşüyor, yeniden yaralanıyor. Taha suresinde şöyle diyor Rabbimiz: ''Doğrusu daha önce Âdem’den ahit almıştık da unuttu...”
Nasıl unutmayacağımı bilmiyorum ama kimi unutmamam gerektiğini biliyorum. Kimi unutursam doğrulamayacağımın farkındayım. Bunu da yol kılavuzundan öğreniyorum. Diyor ki: “O kimseler gibi olmayın ki, onlar Allah’ı unuttular, Allah da ceza olarak nefislerini onlara unutturdu.” (Haşr 59/19)
Aydınlığı ve karanlığı aynı anda ağırlarken içimde, şimdi en büyük hayalim aydınlıklarımın karanlığa galip gelmesi.
Bu yolculuk tamamlandığında Allah’ın benim için muradını giymiş olarak varmalıyım huzura. İşte en büyük gayem bu. Karınca misali su taşımaya değmez mi bu gaye uğruna. Varmak ya da varmamak... Bu uğurda yürümek bile yetmez mi?
Bahar Gök Barman
09.10.2024

Maşaallah , maşaallah 😗😘
YanıtlaSil