Nefsimin karanlık odalarından habersiz geçen yıllarım oldu. Işık yeterli olmayınca odanın içinde ne var ne yok göremedim. Kalbimle kınayıp durduğum, kabullenemediğim, haksızlık dediğim her şeyin bende de var olma ihtimalini düşünemedim. Sınanmayışımı masumiyet sandım. Karanlığımı aydınlık zannettim.
Sonra bir gün güneş ışınları süzüldü odama. Baharın başlangıcıydı bu. Karanlığı siyah bir elbise gibi giydirdiğim her köşem çıplak kaldı. Nefsimle yüzleştim. Bu yüzleşmenin derecesi nedir bilmem. İçimde bir ülke kadar yol, şehir, köy var iken, size odalarımdan bahsediyorum. Acziyetimi siz tahmin edin.
Fark ettim ki Yolun hep köşesinden yürümüşüm, incitmeden kendimi kendimle. Yolun köşesinden yürüyünce daha kolay olmuyor elbet yolculuk. Bu yüzden bolca yaralanmışım. Tekrar tekrar aynı çalılar batmış bedenime. Aynı sayhaları yineleyip durmuşum.
Son sekiz yılımı sıkıştırılmış bir ders programı gibi hissettim. Bazı dersleri yıllar geçmesine rağmen hala veremeyişimi düşündüm. Bir tepe gibi önümde duran sıkıntıları Everest'e çeviren de bendim, yorgunluğumu usanca dönüştüren de.
Kaçmayı çok severdim ben. Canımı sıkan her arkadaştan ve ortamdan kaçarak kurtulurdum. Çok değiştiğim söylenemez. Tam da bu noktada bir ders eklendi müfredata. Siz dersin adına iste yuva kurmak deyin, ister evlilik.. Hayatta en çok bu dersin sınavlarından zorlandım. Bu ders hem şükür sebebimdi hem de nefsimle yüzleştiğim bir aynaydı.
Bir gün hayatımın en derin hayal kırıklığını yaşadım. Bu, Bahar ülkesinin tamamında hissedilen bir fay hattı kırılması gibiydi.
Putların devrildiği hiçbir mekan sessizliğini koruyamaz. Ben de koruyamadım. İsyanlar, ayaklanmalar ve iç savaşlar başladı içimde.
Yaralanmıştım. Bu yarayı bir uzvummuş gibi benimsediğimi çok sonra fark ettim. Gözle görünemeyen ne kadar menfi duygum varsa, o yarayı geçirdi üstüne bir beden gibi. Duygularım dalgalandıkça yoruldum. Yoruldukça usandım. Usandıkça verdiğim kararları sorguladım. Sorular sordum, cevaplar aradım içimde. Duygularımın şiddetli dalgalar şeklinde bana doğru çarpıp durması, bir kum kalesi gibi her seferinde yeniden dağıttı beni.
Secdeye başını koyarak tüm hücrelerimle çaresizliği hissedip ağlamayı bana bu ders öğretti. İçimdeki öfkenin şiddetli dalgalarıyla bu derste yüzleştim. Öfkemin altından yayılarak yaşamını sürdüren kibirle bu derste tanıştım.
Anlatması pek kolay yaşaması çok zor yıllardı. Affedemememe, gönlümün ortasında kırık bir kapı taşımak gibiydi. Güvende hissettirmeyen, acıtan, acıyan, ağrıtan... Affedebilmek için affetmeyi çok sevene yöneldim, yardım istedim. Alnım secdeyi öperken, kalbimde huzur rüzgârları esti. Affedebilmekten bile aciz olduğumu, onum yardımı olmadan affedemeyeceğimi bu dersten öğrendim. Gördüm ki affedememek haddini bilmemekmiş.
Aynı dersin içinde türlü konular açılıp durdu önüme. Yeniden hatırladım ki acizim. Fark ettim ki yalnızım. Bildim ki yaslanabilme kabiliyeti yalnızca alnıma verilmiş.
Tüm tekrarlara rağmen sık sık unuttum. Yeniden düştüm, yeniden kalktım. Ben düşmekten hiç vazgeçmedim o kaldırmaktan. Edepsizlik edip çok soru sordum. Şefkatiyle cevapladı. Haddimi çok bilmedim, buna rağmen huzuruna aldı.
Sular hep berraktı. Ben bulandırdım, çamuru temiz sularda ben kardım. Sonra suda gökyüzünün yansımasını göremediğim için oturup ağladım. Atsam atılmaz satsam satılmaz nefsimle yine O'na kaçtım. Kaçmanım hakkını gerçekten verdiğim tek köşemdi secdem.
Güneş ışınları süzüldü demiştim odalarıma. O öyle değilmiş. Gözlerimde uyku bandı varmış benim. Ne oda karanlıkmış, ne güneş bir saniye olsun batmış.
Tüm bunları yazdırıp perdeler arkasında duran kalemin sahibinden, kalbime akan mektubu paylaşmak isterim sizinle:
Sana sevgisiyle doyup doyacağın bir dünya kapısı açsaydım karanlığını benimseyecektin. Sırtını yaslayacaktın fani olana. Özün değil kabukların beslenecekti verdiğim nimetlerle. Suların bana doğru akmayacaktı. Alnın kıyametin kopana kadar ağlayacaktı. Ne vermediysem, senin için. Ne verdiysem senin için.
Seni bir buğday tanesi olarak yarattıysam, değirmencinin eline verdiysem, fırıncının kabında yoğurduysam, ağlattıysam, gözle görünmez ateşlere attıysam senin içindi.
Hem seni tanımak isterim dersin, hem acılar karşısında inlersin. Hem Allah dersin hem dünya dersin. Hem karanlığı hem aydınlığı beslersin.
Gör, Dostlarımı gönderdim sana. Bunca nimet hep gelmez bir araya aynı anda. Daha ne kadar zaman istersin?
Özlediğin benim, gördüğün benim, hasret duyduğun benim. Göl kurudu, susuz kaldım diye ağlama. Okyanusa dön kalbini. Tüm göllerin, denizlerin aradığı, yok olmak istediği benim.
Bahar Gökbarman
31.12.2024

Rabbim bize eğri bir yay ile doğru bir ok vermiş .. Eğri yay bizim nefsimizdir,doğru ok ise bizim irademizdir. Hedefi belirlemek yine bizim irademizledir. Bu hayatta ki bütün sonuçlar bizim çabamizladir.
YanıtlaSilKendini affetmek ve kendinle yaşayabilecek gücü yine kendi ellerimizdedir.
Bir bardak su içerken, havayı teneffüs ederken, yıldızları seyrederken gerçekten o anlarda mutluysan hiçbir şey için son değildir.
Baharım kalemindeki azizliği öpüyorum yüreğindeki sükunete selam olsun...🥰⚘