Kitap okumak bir keşfe çıkmaktır. Cümleler arasında şifalanmaktır. Bazen yaralarına denk gelmektir. Başka ruh ülkelerinde yolculuğa çıkmaktır.
Kitaplar, zaman kavramlarının iç içe geçtiği mekanlardır. Zaman üstü bir muhabbetin kapısını aralarlar bize. Seneler evvel dünyadan göç eden bir yazarla kitapları vesilesiyle bir bağ kurarız. Yüzyıl öncesi bir olayı kitapların arasında yolculuk yaparak yaşarız. John Steinbeck’in Gazap üzümleri romanını okuduğumda, buhran döneminde yaşanan acıları, zorbalığı, sefaleti ve bunalımları kalbimin derinlerinde yaşamıştım. Yirminci yüzyıl ile yirmi birinci yüzyıl arasında bir yerde o acılara şahitlik etmiştim.
Okumak aşırı düşünmenin insan zihninde meydana getirdiği sıkışıklığın önünü açar. Bazen istemeden de olsa bizi üzen bir olaya veya yaşamımızda yolunda gitmeyen bir şeylere, düşünce dünyamızda gereğinden fazla mesai harcarız. Okumak, bizi takılı kaldığımız o düşüncenin odağından alarak başka yolculuklara çıkarır. Nefes alma molası verdirir. Bazen yepyeni bir bakış açısı yakalarız okurken. Hiç bakmadığımız pencerelerden bakarız kendimize.
İnsan içerden yolculuk yapmayı sevdiği için okur. Mesela bir romanı birçok insan okur. Fakat her insanın zihninde, roman karakterlerinin sureti, başkadır. Herkes aynı romanı okusa da hayal dünyamızda şekillenen karakter yüzleri bize aittir. Bu tecrübe edilmeye değer bir histir.
Okumak bir cevap arayanların eylemidir. Bir cevap bulmanın tek yolu okumaktır demiyorum. Fakat okumak cevapların kapısına götürecek bir yol haritasıdır. Aynı zaman yeni soruların ortaya çıkış noktasıdır.
Okurken merhalelerden geçer insan. Kaliteli bir okumaya ulaşana kadar faydalı faydasız birçok kitap okur. Bir şifa vesilesi olan okuma eylemi, eğer uyanık bir okur değilsek zehirleyebilir. Nasıl mı? Yanlış kitaplar okuyarak, süzgeç siz bir okur olarak.
Okur seçici olmalıdır. Okurken her düşünceyi, her cevabı benimsemek zorunda değildir. Süzgecinden geçemeyen düşünceleri kendi dünyasına karıştırmadan çöpe atmasını bilmelidir. Buna sağlam okur duruşu diyorum: Uyanık, bilinçli, seçici, süzgeçli, dalgıç ve sorgulayan.
Kitap satın almak istediğinizde çok satanlar diye bir köşe vardır. Her okur o köşeye mutlaka uğrar. Bu köşede çok satılmayı hak eden kitaplar olabilir. Fakat biz, okuma listemizi sadece bu listeye göre belirliyorsak, bu bizim araştırmacı ve dalgıç bir okur olmadığımızın göstergesidir.
Okumalarıma hız verdiğim yıllarda, çok satan köşesinden epey kitap satın alıp okudum. Bazı kitapları okurken şaşırdım kaldım. Neden çok satıyor olabilir? Benim kaçırdığım bir detay mı var? Aradan yıllar geçti. Çok satanlar listesinin aşağı yukarı aynı kitaplardan ve yazarlardan oluştuğunu fark ettim. Tamamen benim fikrim olmasıyla beraber anladım ki ülke olarak çoğunluğumuz, okumalarımızı o listeye göre belirliyoruz. Durum böyle olunca, liste bir türlü güncellenemiyor. Hep aynı kitaplar öne çıkıyor. Bir dalgıç misali yeni yazarlar, şairler keşfetmek için derinlere dalan çok az okur var. Hiç tanımadığımız, adını duymadığımız bir yazarın romanını satın alıp riske gireceğimize öne çıkan bir romanı okumayı tercih ediyoruz.
Edebiyat dünyasında yüzlerce adacık vardır. Her okur kendi düşünce dünyasına ve meşrebine uyan adacıklara meyledecektir. Bu doğaldır. Fakat bir okur olarak, yalnızca bir adacıktan beslenmek, düşünce dünyanızı bir odaya hapsetmek olur. İyi okur her adadan, kıyıdan beslenmesini bilendir. Okuduğu her eseri süzgecinden geçirerek kendisine gerekli olanı besini alandır.
Okumak insanın içinde bir musluk açmasıdır. Okudukça sulanır insan. Kurumuş kuyularını doldurur. Çatlamış toprağını sular. İnsan okuyarak kendine bir iyilik yapar.
Okumak yürümektir, yol almaktır. Bazen bir denize dalmaktır. Her dalışta her kulaçta yeni bir tecrübe edinmektir. Bence, okumak; bir hayatı iki kez yaşamaktır.
Bahar Gök Barman
10.08.2024

Okuma eylemini az gerçekleştiren biri olarak şunu diyebilirim : Okumak beni zihnen ayık kılıyor ve en önemlisi küçük şeylere bile şaşırmaya devam etmeme vesile oluyor.
YanıtlaSilYa da küçük zannettiğim şeylerin küçük olmadığını mı fark ediyorum yoksa?