18 Ocak 2025 Cumartesi

İç Ses Süzgeci (Deneme)



İnsanın içine yolculuğunun başlangıç noktası bir sesin tesirinde başlar. O ses insanın içindeki bin bir sesin arasından yükselir. İçindeki seslerin rengine ve niyetine uyanan insan kendiyle uzun bir yolculuğa başlamış olur. Aynalardan kendini izledikçe yontulacak davranışlarını görür, dengelemesi gereken duygularının farkına varır.  

 İnsan ile kalbi arasındaki mesafe açıldıkça kalp gurbette kalır. Kalbi gurbette olan insanın beyin labirentleri gürültülüdür. Hiç susmayan o meşum sesler kuşatır bedenini. An ’da kalma trenini kaçırır insan. Kimi bu hale vesvese der, kimi iç huzursuzluk. Ben buna kalp gurbeti diyorum.  

An'da kalamayınca sükunete hasret duymaya başlarız. Çünkü kalp gurbeti, insanı geçmiş ile gelecek arasında yüzdürür durur. Halbuki geçmiş yalnızca geçmiştir. Bizi kahrın merkezine çeken zorba bir varlık değil. Gelecek ise, düşünüp duran bir insan için başlı başına bir kaygı yumağıdır. Güneşli bir an’a düşmek için bekleyen gecedir.  

Ne zaman geçmiş beni hüzünlü bir kuytuya çekse ve ne zaman gelecek kaygısı ile çırpınmaktan tüylerini döken bir kuşa benzesem Ahmet Amiş Efendi’nin şu hakikat cümlesi yetişir imdadıma: ‘‘Olan olmuştur. Olacak olan da olmuştur.’’  Bir sel baskını gibi zihnime hücum eden seslerin yavaş yavaş suyu çekilmeye başlar bu hakikatle. Beni bir kuklaya çeviren geçmişin ve geleceğin ipleri kopuverir. Zamanla zihnimdeki düşünceler berraklaşır. Geçmiş ve gelecek arası bir salıncakta sallanıp durmanın oluşturduğu zihin bulantısı şifalanır.  

George Orwell Aforizmalar kitabında şöyle der: ‘‘Eğer dikkatli dinlersen sessizlik güzeldir.’’ Insanın güzel halleri sessizlikte çoğalır. O mutmain olmuş sessizlikte.  Kalbine yanaşır insan. Sorular sorar. İçindeki ülkeyi keşfe dalar. Cennetini bulduğu an, içindeki ülkenin en huzurlu şehrini bulmuştur. Orayı mesken tutar. 

Bir dönem geçmişte yaşadığım bazı olayların olumsuz etkisinden çıkamamıştım. Esaret altında öfkeli bir kişilik zuhur etmişti bedenimde. Bu çok yıpratıcı bir süreçti. Sorunun çözümünü bilmeme rağmen duygularımın şiddetine kapılmaktan kendimi kurtaramıyordum. Geçmişte yaşadığım o olaya öyle esir olmuştum ki bu halim gelecek için kaygı ve vesvese büyütmeme sebep oluyordu. Ya iyileşecektim ya da delirecektim. 

 Var olduğum hal beni  müthiş rahatsız etmeye başlamıştı. Belki farkında değildim fakat iyileşmenin yollarını arıyordum. Bir süre sonra bana iyi gelen şeylere çekilmeye başladım.  

Elime geçen harçlıklarla kitap satın alıyor, deli gibi okuyordum. Dünya klasikleri denemeler, öyküler, edebiyat dergileri, şiir kitapları, dini kitaplar … Zamanımı okuma yapacağım vakitlere göre planlamaya başladım. Hatta içtiğim kahveyi bile. Okudukça kaybettiğim yaşama sevinci kelimelerle doluyordu ruhuma. Beynimde hiç susmayan o gürültülü cüceler susmaya başladı. Geçmişte yaşamaktan sıyrılmaya başladım.  Yaşadığım her hadiseyi öptüm ve vedalaştım. Cennetimi bulmuştum. O cennetin en huzurlu şehrinde okuyarak iyileşmiştim. Okuduğum anları mesken tutmuştum. Okudukça yazmaya başladım. Yazmak karanlıklarıma aydınlık tutacak kadar güçlü bir eylemdi. Beni daha önce bu denli aydınlatan tek eylem duaydı. Tam on iki ay sonra ben eski ben değildim. Tecrübelerim, okuduklarım, duygularıma ve yaşamıma karşı elde ettiğim yapıcı tavır eski ben olmamı imkânsız kılmıştı. Elma ağacının tepesinde elma yiyerek dünyayı seyredalan bir çocuk gibi şendim. Manzaram güzelleşmişti. 

Her insan altın varaklı bir potansiyele sahiptir. Bu potansiyelin farkında olanlar matarasını, azığını alıp yola koyulurlar. Kervan yolda düzülür. Hiçbir şeyin mükemmel olmasını beklemeden, yolunda giden veya gitmeyen şeylere gereğinden fazla mesai harcamadan hep yoldadırlar. Yolda açılır yeni sayfalar. Okumaya başlarsınız; yazının kapıları açılır. Yazmaya başlarsınız; hitabet kapıları açılar. Bir kalem alıp bir dağ çizersiniz. O ilk dağın yaşattığı sevinç sizi Van Gogh’un talebesi yapıverir. Gereken sadece sabır, çaba ve emektir. Sonuca değil sürece odaklanmaktır. Her şeyin hızla olduğu bu çağda sabır ve çaba mefhumlarını ıskalamak insana zaman kaybettirir. Kaybolan zamanın kendisi değildir; heybenizdeki nasibinizdir.  

Keşif macerasına dalan insan içeriden kendi ses tonuyla yükselen her sesi ve ilhamı sahiplenmez. Böylelikle kalbiyle yakınlaşır. Kalbine yakınlaştıkça içindeki huzurlu sessizlikte üretmeye başlar. Ürettikçe iyileşir. Örümceğin kendisi için ördüğü o muhteşem ağ gibi bir filtre örer kendine. Böylelikle kolay kolay doğal afet yaşamaz ruh ülkesinde. Çer çöp dolmaz içine. Aynası parıldamaya başlar.  Kalabalık bir meydanda dahi berrak bir su gibi içinden akan cümleleri yakalamaya başlar.  

Bahar Gök Barman 

 

 

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

En yeni

İÇERDEKİ KİTABI OKUMAK

Penceremin hizasında, boynunu sokağa doğru eğip etrafı aydınlatan sokak lambası tanır beni. Onu izlerken hüzün denizine nice göz...