Bir tepe var önümde topraktan, taştan, insandan bir tepe. Yorulunca yaslanmam için var olduğunu sandım önce. Zaman geçtikçe çarpar oldum o tepeye. Çarptıkça yaralandım, geriye doğru bakmalarım arttı. Baktıkça önümü göremez oldum ve sessiz sedasız yeniden çarptım tepeye.
Ferhat değilim, dağları delemem ama aşabilirim bu tepeyi, dedim kendime. Tüm gücümle koşarken tepeye doğru, hiç yağmadığı kadar yağmur yağmaya başladı. Yağan yağmurun ağırlığından zemin kayganlaştı. Tepeye her birkaç adım atışımda yeniden bulandım çamura. Pes ettim, kayarak düştüğüm çentiğin içine oturdum. Öyle çok yoruldum ki kırk ayağım olsa taşıyamaz bu yorgunluğu. Yorgunluğumun ağırlığını kim taşıyor sahi?
Sorduğum an kalbimin kapısı açıldı. Küçük bir kız çocuğu çamur içinde oturuyor kalbimin bir köşesinde. Ağlıyor. Ağladıkça yağmur yağıyor. Küçük kızın gözyaşlarını yutuyor yağmur damlaları. Bir anne eli gibi yıkıyor çamura bulanmış üstünü başını. Okşuyor saçlarını. Güneş doğuyor sonra. Toprak kararında kuruyor. Küçük kız ısınıyor. Uykular uyanıyor uykudan. Küçük kızın saçları uzuyor. Güneş ışığının altında rengi güzelleşiyor.
Bahar Gökbarman
Aralık 2024

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder