18 Ocak 2025 Cumartesi

İÇ YOLCULUK ÜZERİNE (DENEME)


Yalnızlık deyince aklınıza birçok şey gelebilir; insandan mahrumiyet, kalabalıklar içinde hissedilen duygusal bağlantının eksikliği, bazı ayrılıkların sonucunda hissedilen o keskin acı, kimsesizlik…  

Yalnızlık bir yolculuğu başlatan histir.  Bu duygu his dünyamıza ansızın yerleşince önce misafir sanırsınız. Sonra size Rilke’nin şu dizelerini mırıldanır: Kimdir misafir? / Bendim o/o sizin muhitinizde/ama her misafir çoğalır kendi saatinde.' İçine yolculuk denen şeyin bir hayalden ibaret olmadığını anlayana denk çoğalır. O çoğaldıkça endişe de çoğalır. Ne gariptir ki insan, tahammül edemediği bu duygudan gizli saklı bir zevk de alır.  Ta ki ona bir miktar alışana kadar. Çünkü insan alıştığı şeylerin hududunda güvende hisseder.  

Yalnızlık insanın içindeki dünyaya nizam vermesi için gelen bir dosttur. Geçici huzursuzluğun kentidir.  Güzelliğinizin ve tanınmışlığınızın ilgi görmediği bir kent.  Bu kentte para geçmez. Kaç dönüm arsanızın olduğunun zerre önemi yok.  Yalnızlığın kentine düştüyseniz, kaybettiğiniz anlam kalbinizi yoklamaya gelmiştir. 

Yalnızlıkla tanışana denk kalabalıkların, kendinden kaçmak için sığınılan bir liman olduğunun fark etmez insan.  Bu his arabayla yolculuk yaparken aniden çıkan dur tabelası gibidir.  

Dur! Yaşadığın hayatın anlamı eksik, böyle devam edemezsin.  

İnsan, katman katman uykularından bir miktar uyanınca ilk yüzleştiği kendisidir. Bu ilk uyanıştan sonra her şey bulanıklaşır. Kalabalıklar içinde rastgele bir hayatı benimsemiş olan insanı dürten bir huzursuzluğu vardır artık.  

  ‘Bir amaca bağlanmayan ruh yolunu kaybeder. Çünkü her yerde olmak hiçbir yerde olmamaktır.’

(Montaigne) 

İnsan, düşüncelerin sarmalında, içindeki kalabalıklarda gezinir durur. Bu içine uyanış dürtüsünden sonra somut gerçeklerle oyalanarak kendini kandırmaya devam edemez. 

 Lezzet aldığı eski alışkanlıklarını yoklar. Yaşama sevincini arar bu alışkanlıklarda. Yaşama  sevincini orada bulamayınca tamamen kaybettiğini zanneder. Kaybetmenin doruklarında omuzları düşük yürürken, daha kaliteli ve güçlü bir versiyona yükseltildiğini fark etmez. 

İnsanın tek hedefi içindeki o zengin hazineyi gün ışığına çıkarmak, kendini doğurmak olmalıdır’

(Erich Fromm) 

İnsanın, iç yolculuğunun hangi sapağında olduğu çok da önemli değildir.  Vazgeçişlerin zirvesinde, kaybedişlerin nehrinde, hüznün orta yerinde olabilir insan. Bilmesi gereken bir yolda olduğudur. Durgun, bunalımlı ve hareketsiz anlarında dahi yol aldığıdır.  

 Vazgeçmek, eğer yolu aydınlatacaksa zaferdir. Kaybetmek, basamak basamak insan olmanın anlamına yaklaştıracaksa ihtiyaçtır.  

‘Zorluk yoksa ilerleme de yoktur’ (Fredrick Douglass) 

Yol varsa, zorluk da vardır. Zorluk varsa kolaylık da vardır. Zorluklarından zuhur eden duygulara odaklandıkça ne kadar yol aldığını fark etmez insan. Yol uzundur ve insan ilerleyendir. Fırtınaların, yakıcı sıcakların, gözyaşının, kahkahanın, mutluluğun, hüznün korkunun, sevginin ve zamanın ortasında ilerleyen... 

Yol yorar.  İnsan kendini yitirerek daha anlamlı bir kendilik ülkesine varacaksa, yorulmaya değmez mi?   

‘Fırtına geçtikten sonra nasıl atlattığınızı hatırlamayacaksınız. Nasıl hayatta kaldığınızı da. Ancak bir şey kesindir; fırtınadan çıktıktan sonra fırtınaya girenle aynı insan olmayacaksınız’ (Murakami) 

Her yolculuk bir güneşe gebedir. Yalnızlık koylarında daldığı iç aleminde, anlamını bulan insan yeryüzünde dolaşan bir güneş gibidir. Daima aydınlatır.  Yalnızlık aydınlığını doğuran insan için vazgeçilmez bir dosta dönüşür.  Yalnızlık, artık seçen seçilen bir aydındır. 

‘Yalnızlık... seni bir gün biz seçeceğiz. O zaman güzel olacaksın’ (Şükrü Erbaş) 

 

Bahar Gök Barman 

31.07.2024 

 

 

 

 

1 yorum:

  1. Tesirle okudum kardeşim.

    Vazgeçmek, eğer yolu aydınlatacaksa zaferdir. Kaybetmek, basamak basamak insan olmanın anlamına yaklaştıracaksa ihtiyaçtır.  

    Ne kadar da doğru,şimdi içime yalnızlığıma çekiliyorum. Teşekkürler.

    YanıtlaSil

En yeni

İÇERDEKİ KİTABI OKUMAK

Penceremin hizasında, boynunu sokağa doğru eğip etrafı aydınlatan sokak lambası tanır beni. Onu izlerken hüzün denizine nice göz...