Ölümle ilk kez tanışınca bir buz saçağı kalbine saplanmış gibi hisseder insan. Yangın o buz saçağının bıraktığı alışılmamış ağrıdan sonra başlar. Bir sese, bir çift göze vedadır bu. Kışın ortasında yuvası fırtınalara kapılmış bir kuş gibi çaresiz hisseder. Toprak olmaya en yakın haldir bu. Yoğun duygular kaplar her yanını. Sonbaharda dökülen yapraklar gibi kelimeleri kurur insanın, ölümün lisanı karşısında.
Hiç alışamayacağını zanneder önce. Sessizliğin ağırlığını hisseder kalbinde. O ağırlığın boşluklarında kaybolur. Hasret duyar, yalnızlığın renklerine boyanır. Ve gün gelir kendi köşesinde, bir gün batımını izler gibi uğurlar yasını. Fark etmeden gözyaşıyla suladığı toprağı yeşerir. Yeni bir pencereden bakmayı öğrenir hayata. Bu pencerede ölüm, yalnızca başkalarının şehrinde esen bir rüzgar değildir artık. Yakındır herkese olduğu kadar o insana da.
Ölümü çoğunlukla bir bitiş, bir ayrılış olarak tanımlar insan. Hayata ve duygularımıza bakan yüzüyle böyledir. Diğer taraftan ölüm bir yeniden doğuştur, yeni bir başlangıcın kapısıdır.
İnsan ömrü boyunca birçok kez ölümün talimini yapar duygularla, yaşanmışlıklarla. Zamanla anlar ölümün yalnızca canlara, bedenlere uğramadığını. Duyguların da bir ömrünün olduğunu. Ölümün adı ağır olduğundandır belki, güvenimi öldürdü demez insan, güvenim sarsıldı der. Kurduğu cümleyle sevincimi öldürdü demez, beni incitti der. Kalbimde kendini bulup öldürdü demez, ihanet etti der. Yaşama sevinci öldü demez insan, yaşama sevincini kaybetti der. Sen çok öldün demezler mesela, sen çok değiştin derler.
Kendimize konduramadığımız gibi duygularımıza da yakıştıramayız ölümü. O yüzden hep gizleriz daha yumuşak kelimelerin arkasına.
İçimizde gizlenen öfkeyi ortaya çıkaran bir hadise ile karşılaştığımızda, affetmeyi doğurmanın sancısında olduğumuzu fark etmeyiz. Affetmeyi iç dünyamızda bir aile üyesi gibi kabul ettiğimizde öfke bir miktar ölür.
Bir hata karşısında pişman olduğumuzda tövbeyi doğurmak üzereyizdir. Tövbe doğunca bir Okaliptüs ağacı gibi günah bataklığını kurutur.
İnsan neye sarılırsa zıddını öldürür. Dürüstlüğe sarılır insan yalanı öldürür. Sadakate sarılır ihaneti öldürür. Şükre sarılır şikâyeti öldürür. Kanaate sarılır aç gözlülüğünü öldürür. Sevgiye sarılır, nefreti öldürür. Öldüm sanır, ölümü öldürür yeni bir başlangıcı doğurarak.
İki koldan akan nehir gibidir ölüm ve doğum. Başka renklerde ve hızda aksalar da aynı hayat denizine akar, bir olurlar.
Bahar Gök Barman
16.10.204

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder