gözleri ezana uyanmamış
omurgaları ölümü tatmamış
güneşin bataklar ardında battığı ülkeler
bir keşkül taşır kamburunda
hakikat dilenir sırt çevirdiği topraklardan
mermi olup boşaldığı minare duvarından
ihtişamının kör aynasında saklar acziyetini.
kibrini inşa eder güneşe diklenen yapıtlarla.
esir olur yağdırmadığı kurşunlara.
korktukça mermi kusar havaya.
bazı geceler kurşun sesi tutar bedenimi
bir üşütme gibi
yitenlerin gölgesinden kaçarak,
terk ederim yatağımın gövdesini.
kim demiş ki uyku siler sancının emaresini
ölüm bile örtemezken bir duvak gibi
bağrındaki gelinlerin hikâyesini
bazı geceler, Kurşunlu yolların düşünden uyanırım.
duvar tutar öfkelerimi.
ey duvar!
gaflet; idam ipiyle boğacağını sanmaktır
hakikatin nefesini
güneşin ateşini
diklenmektir Nuh’un gemisine
tufanı elleriyle örtmektir kendi kaderine
ey duvar tut öfkelerimi!
dua sarsın ışığıyla gönlümü
göklerde Allah’a baş verenlerin düğünü
yerden yükselen ahların ıslak huzmeleri…
dünya: bir savaş çemberi.
Firavun ’un gölgesindeki kibir,
kirletmekte toprağın sessizliğini
Musa karanlıklar arasında ışımakta
Mısır hala nur, Yusuf, kuyu, ateş
savaş, çöl, hakikat ve Güneş
Kudüs hala aydınlığın yüzü,
bir avuç çiçek tohumu gibi
oradaki anneler güneşe gebe kalır
zamanı emzirir kucağında.
Bezm-i elleste verilen sözü içer evlatlar,
bıçak yarıklarına kurşun girmiş insanlığın ilacına
anne ölünce bir çiçek açar Kudüs’ün baharında.
bahar yalnızca orada anne kokar.
Bahar Gök Barman

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder