desen ki,
al ömür ağacının gövdesinden dikili günlerini
sök dikişleri, hayat doldur heybeni
bir yumağa sarardım annemin gençliğini,
babamın şefkat yeşili gözlerini...
kucaklardım,
kıyıya vurmuş çocukların kalan günlerini
bir babanın çöl kumuna dönen kalbini
elma kokusuna koşan Halepli çocukların nefes izlerini
bir kâtibin kalemini
hırpalanmış bir şairin kavrulmuş dizesini
belki sığdıramam içime Fırat’ı ve Dicle’yi
heybeme nehirlerden bir şişe hayat alsam kâfi.
salavat yağdırırdım eşref saatinde
heybemdeki çocukların mezarına
meşalem olurdu miraç’ın doğurduğu insanlık hediyesi
son mührün her izi
sabır, sessizliğiyle örtsün diye hoyrat dalgaları
saatime Yusuf yazardım.
bir lokma ekmekle Zülküfül’ü anardım.
bereket eserdi buğday tarlalarına
peygamber eli kokardı un kapları
bahar gök barman
17.02.2019
İstanbul

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder